Yazarlar

New Yorker yazarı: Trump’ın asıl hedefi İran ile savaşmak mı?

ABD'nin Suriye'de askeri personel sayısı şu anda 4.000’e kadar yükseldi.

Suriye’deki en büyük Amerikan askeri üssü 200 hektardan büyük bir alanı kaplıyor. Etrafı topraktan bir set, kum çuvalları ve dikenli telle çevrili. Uçak pisti iki kilometre kadar ve ileriye doğru alçalıyor, bu sayede uçaklar inince gözden kayboluyorlar.

Seth Harp’ın yazısına göre etrafta sayısız ahşap bina, dev çadırlar, konteynerler, beyaz kamyonlar, prefabrik yapılar bulunuyor. Toprak bir spor sahasında askerler çölün alacakaranlığında spor yapıyor.

İçeri girdikten sonra etraf karacı, denizci, havacı, özel kuvvet ve çeşitli silahlar taşıyan daha birçok kişiyle dolu. Oldukça fazla kadın var. Herkes iyi beslenmiş görünüyor. İnternetin hızı Suriye’de geçirdiğim haftalarda gördüğüm en yüksek seviyede.

ABD’nin Suriye operasyonu dördüncü yılına giriyor. İlk yılında, Pentagon’un şu anda bir düzine ülkede yürüttüğüne benzeyen bir Özel Kuvvetler operasyonu olarak başlamıştı. 2015 sonbaharında, Başkan Obama Suriyeli Kürtlere savaş taktikleri öğretmek için 50 komandoyu bölgeye yolladığında, hükümeti “yerde asker bulundurmama” sözünden dönüldüğünü reddetmişti. O dönemden beri ülkedeki askeri personel sayısı şu anda 4.000’e kadar yükseldi.

Kongre henüz Suriye’de askeri müdahaleye izin vermedi ve Birleşmiş Milletler’in de güç kullanımına izin veren bir kararı bulunmuyor. Bunlara rağmen, geçtiğimiz üç senede operasyon geleneksel bir kara harekatına dönüştü. ABD Menbiç’ten Al-Hasakah’a kadar olan bölgede on ikiden fazla üs ve dört uçak pisti inşa etti.

ABD destekli güçler şu anda Fırat Nehri’nin doğusunda kalan tüm bölgeyi kontrol ediyor. Şu ana kadar dört ABD askeri hayatını kaybetti. Pentagon bunun haricindeki tüm bilgileri gizli tutuyor.

Batı Irak’ı da kapsayan operasyonun açıklanan amacı IŞİD’i ortadan kaldırmak. Obama döneminde ABD destekli Kürt koalisyonu Suriye Demoktratik Güçleri IŞİD’den büyük miktarda toprağı geri aldı. IŞİD’in başkenti Rakka kuşatılmışken Trump’ın göreve gelmesiyle kuşatma ertelendi. Türkiye’de yatırımları bulunan Trump, o dönem özellikle Kürtler olmak üzere tüm etnik azınlıklara karşı şiddetle saldırgan davranan Başkan Recep T. Erdoğan’la iyi ilişkiler istiyordu.

Trump’ın generalleri takip eden üç ay boyunca alternatif bir plan bulamadılar ve sonunda Trump sessizce Obama’nın stratejisini güçlendirmeye karar vererek bölgeye daha fazla asker, silah ve teçhizat gönderdi. SDG 2017 Ekim ayında Rakka’yı ele geçirdi ve IŞİD’in elinde şehir kalmadı. Bugünlerde ABD komandoları Fırat’ın güneyinde IŞİD’in elindeki son bölgeler için SDG ile birlikte.

Aynı esnada, IŞİD’e karşı mücadele etmesi artık gerekmeyen Esad rejimi de Sünni isyancıların elindeki son bölge olan İdlib’i ele geçirmek üzere. Türkiye hala ne yapacağı belirsiz bir unsur fakat eskiden karmakarışık olan savaş meydanı şu anda iki koalisyon arasında bölünmüş durumda: ülkenin üçte ikisini elinde tutan Rusya-İran-Esad ittifakı ve geri kalanını kontrol eden ABD destekli SDG. Bu durum bir barış anlaşması ihtimali doğuruyor çünkü Esad ille Kürtler daha önce hiç çatışmadı ve ABD ile Rusya’nın askeri olarak birbirine girme niyeti yok.

ABD’nin ülkedeki iki amacından biri Esad’ı indirmek, diğeri de IŞİD’i askeri olarak yenmek. İkincisi neredeyse tamamlandı ama Şam’da söz sahibi Ruslara göre Eset’i indirmek pazarlık dışı. Trump için mantıklı olan IŞİD’e karşı zafer ilan edip çekilmek olabilir ama geriye tek bir konu kalıyor: İran.

Savaşın başından beri İran, Rusya’nın ardından Eset rejiminin en büyük destekçisi oldu. Devrim Muhafızları ve Kud Güçleri, Afganistan ve Pakistan’dan gelen büyük bir paralı asker ordusunu yönetiyor ve İran müttefiki Hizbullah da Esad’ın ordusuyla birleşti. Şii koalisyonun Sünni isyancılarla savaşı çoğunlukla Fırat’ın batısında, Kürtlerin IŞİD’le savaşından farklı bölgelerde geçti.

Geçtiğimiz Mart, ulusal güvenlik danışmanı Michael Flynn’in mahkemede suçunu itiraf edip, yerine Irak Savaşı’nın mimarı John Bolton gelmesinden sonra, Başkan Trump Amerikan askerlerinin Suriye’den “çok yakında” çekileceğini açıkladı. Bolton’a göre amaç “İran’daki rejimi değiştirmek” olmalı.

Bolton göreve geldikten sonra Trump hükümeti İran’la imzalanan nükleer anlaşmadan geri çekildi ve ülkeye uygulanan yaptırımları tekrar yürürlüğe soktu. Bush hükümeti döneminde Bolton’un yardımcısı olan Brian Hook şu anda Trump’ın “İran özel temsilcisi”. Aynı dönemde Bağdat sorumlusu olan diplomat Jeffrey şu anda “Suriye özel temsilcisi”.

Jeffrey, 6 Eylül’de ABD askerlerinin Suriye’de kalmaya devam edeceğini açıkladı. Trump’ın kişisel avukatı Rudy Giuliani Manhattan’daki bir İran konulu konferansta “İran rejimini ne zaman devireceğimizi bilmiyorum. Birkaç gün de olabilir, aylar da olabilir, iki yıl da sürebilir. Ama eninde sonunda devireceğiz”.

Bolton 24 Eylül tarihli konuşmasında, tüm İran’a ait ve İran bağlantılı güçler bölgeden çekilmeden, buna Eset rejimi de dahil olabilir, ABD’nin Suriye’de varlığını sürdüreceğini söyledi ve ardından İran’ı ABD için terörizme karşı savaşta bir numaralı öncelik olarak niteleyen bir Ulusal Güvenlik Konseyi belgesi yayınladı.

28 Eylül’de, İran’ın topçu ateşine maruz kaldığı iddiasıyla Irak’ın en güneyinde yer alan Basra’daki ABD konsolosluğu boşaltıldı.

Irak Savaşı’nın yeniden dirilişi gibi görülen olayılar zincirinin son ayağında da Trump, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na verdiği demeçte İran hakkında “Dünyada terörizmin en büyük destekçisi durumundaki bir ülkenin elinde dünyanın en tehlikeli silahlarının bulunmasına izin veremeyiz” sözlerini kullandı. Bush da Saddam Hüseyin’i 2002 yılında aynı toplantıda tehdit etmişti.

Washinton’un bu saldırgan tutumu, Trump’ın öngörülemez davranışlarını stratejik avantaja çevirme amaçlı bir korkutma taktiği olabilir. Ancak İran buna yanıt olarak 1 Ekim’de ABD üslerinden birine sadece 5 km uzaklıkta bulunan bir IŞİD pozisyonunu bombaladı.

Bu tarz olaylar, İran’a ait askeri altyapının bombalanması için Bolton’un elini güçlendirebilir. Eğer Trump İran’a saldırırsa, ABD güçleri Ortadoğu’da dört ülkede, Suriye’den Afganistan’a kadar uzanan 3.000 km uzunluğunda bir alanda savaşıyor olacak. Bunlara Yemen, Somali, Libya ve Nijer dahil değil.

Suriye’de kaldığım askeri üste, güler yüzlü bir Dışişleri Bakanlığı yetkilisiyle görüştük. “Kaçış yok” dedi. Konuşmanın çoğu kayıt dışı olsa da, o da zaten genellikle resmi söylemlere bağlı kaldı ve son dönemdeki İran karşıtı konuşmaları tekrarladı.

Ona ABD operasyonunun meşruiyeti hakkında baskı yaptım. 11 Eylül sonrası çıkarılan ve Afganistan, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da operasyonlar için yasal temel sağlayan kanunları Suriye’de kullanmak biraz aşırıya kaçmak oluyor çünkü hem IŞİD 2001 yılında yoktu, hem de teknik olarak El-Kaide’nin düşmanı sayılır.

İki örgüt ideoloji olarak çok benzer olduğu için hükümet bu kanunları kullanabileceğini öne sürebilir, ama Kongre’den yeni bir hamle gelmeden, İran’a saldırmak için nasıl bir yasal dayanak var olabilir?

“Düşmanımın düşmanı dostumdur” gibi bir şeyden bahsetti ama bu da kafa karıştırıcı. Sünni cihatçıların ebedi düşmanı Şii İran da IŞİD’e karşı savaşmıyor mu? Gülümsedi ve ABD’nin Suriye’deki önceliğinin IŞİD’i yok etmek olduğunu yineledi.

Üssün giriş kapısında görevli beş askerin komutanı olan çavuş, kendisinin 9 aylık bir dönem için geldiğini ve üssün dışına hiç çıkmadığını söyledi. Vakit geçirmek için ne yaptıklarını sordum.

“Genellikle YouTube üzerinden olup biteni takip ediyoruz”.

Suriye’de olmanın garip olup olmadığını sordum.

“Bende artık nerede olduğumu unutma hissiyatı oluştu. Kuveyt de olabilir, Texas veya Mississippi de, her şey aynı ve hissiyat aynı. Aynı binalar, aynı insanlar, aynı araçlar, aynı teçhizat”.

“Tek fark hava. Ama bazen sabah uyandığımda bir anda kafama dank ediyor ‘Kahretsin, Suriye’deyim’”

Etiketler

Ukrayna Haber

Ukrayna'nın, ilk Türkçe haber sitesi.

Bir Cevap Yazın

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu