VideoYunus Erdoğdu

Şeker fabrikaları ve pancar tarlası anıları

İLK KORKUNÇ GÖREV..

Reklam

Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB), 21 Şubat 2018 tarihli Resmi Gazete ilanıyla, 25 şeker fabrikasından 14’ünün satılacağını duyurdu. Bu açıklama ile birlikte, Türkiye‘nin gündemine bir anda şeker fabrikaları oturdu.

Kamuoyunda büyük tepkileri izlerken, bir taraftan çocukluk yıllarıma gittim. Ben, bir şeker emekçisinin çocuğuyum. Annem Sebahat, kız kardeşim Zeynep bacı 1 Temmuz 1983’te bir pancar tarlasında dünyaya getirmişti. Hirfanlı Barajı sularında dünyaya gelen bacım için annem sonradan, Türkiye‘de moda olan ‘suda doğuma’ atıfta bulunarak, “Türkiye’de ilk suda doğumu ben yaptım” derdi.

Hey gidi çocukluğum. Beş yaşında olmama rağmen o günler hafızamda çok berrak.

1980’li yılların başında devlet pancara teşvik verir. Ankara’nın, Şereflikoçhisar ilçesinin Hamidiye Çiftliği Köyü’nde (daha sonra Geçitli Mahallesi oldu) rahmetli dedem Esat Çavuş’un barajın hemen kıyısında yaklaşık 100 dönüm tarlası vardı.

Babam Muammer, pancar teşvikinden de cesaret alarak paçaları sıvar ve işe koyulur. İlk iş, Esat Çavuş’tan, tarlayı kiralar. O zaman teşvikler bugün ki gibi değildir. Tohum zaten devletten, gübre, mazot, tarım araçları ve sulama malzemelerinin masrafları için kredi çekmek lazım. Bu aşamada da babama destek kayın babasından gelir. Rahmetli dedem namı diğer Ali Ağa damadına kefil olur.

Babasından tarla, kayın babasın da kefilliği ile kredi çeken, peder; Lombardini motor (İtalyan), 500 metre sulama borusu, 25 fıskiye alıp başlar ekime. Pancar toprağı sömürdüğü için, 40 dönümüne sadece pancar ekilir, kalanına da sebze ve nohut ekilir. Çapası, otu, deneme yanılma hataları, derken hasat olur. Bizim pancarlar Konya Şeker Fabrikasına gider, fabrika bize masrafların karşılığında; küspe, yağ, şeker ve biraz da harçlık verir. Bu ticaretten geriye tecrübe kalır, pek para kalmaz. Tek kârımız annemin ektiği hıyarlarla, bostan keleği ve nohut, bir de babamla barajda avladıklarımız kerevitten elde ettiğimiz paralar olur. Babam da tası tarağı toplar, köyden iner şehre.

Geride ise o zamanlar zehir zemberek anıları, şimdilerde ise şeker gibi geliyor. Annemin traktör sürmesi.. doğum yapıp 24 saat sonra nohut yolmaya gitmesi.. Zeynep bacımın pancar tarlasındaki karıncalar ile mücadelesi.. Şimdilerde çok özlediğim..

Hirfanlı Barajının dalgalı suları kenarında yalnızlık ve sessizliğin verdiği huzur…

İLK KORKUNÇ GÖREV..
Babam ile annem toprak kerpiçleri samanla karıp, tarlaya bir ev yapmıştı. Evi yılan yuvası üzerine kurmuşuz, ne bilelim. Bir anda ortaya çıkan yılan annemi korkuttu. Babam da, yuvasına kaçan yılanı bulmak için evi yıktı. Nitekim yılanı buldu, eline aldı. Kafasından tutup sıkınca yılan ağzını açtı. Babam yılanın ağzına tükürüp, sonra sallayıp bellini kırdı. Babamın, ilk defa bir katilliğine şahit oluyordum. Yılan da olsa olay ağır gelmişti. Her neyse yılan ölüsünü benle ve 3 yaşındaki kız kardeşim Zehra  bacıya verdi. Bir de büyük görev.

Yılan ölüsünü adadaki balıkçılara götürüp karşılığında balık alacağız. Balıkçılar, yılan ölüsünü ne için kullandı bilmiyorum. Ancak o ölü yılanla yaptığım, dehşet yolculuk hafızama kazındı. Neden dehşet? Çünkü ölüm konusunu pek anlamıyordum, bir anda yılan yeninden canlanacağını ve bana saldırmasından endişe duyuyordum. Tabi ali cenap balıkçıların verdiği büyük bir yayın balığını sürüyerek getirmek zorunda kaldığım muhteşem dönüş yolculuğu; Survivor yanında az kalır.

17-25 ARALIK YOLSUZLUĞU HER YERDE KARŞIMIZA ÇIKIYOR
Anılar bir taraf çiftçinin işi ve çocuğunun işi gerçekten zor. Pancar emekçisi bir ailenin çocuğu olarak biliyorum. Bu insanları Cargill’in raporu ile mağdur etmeyin. Cargill, adı ABD’de görülen Reza Zarrab davasında da geçiyor. Bu işin arkasında hiç hoş kokular gelmiyor. İnsan, bir kere bir rüşvete, yalana, hırsızlığa bulaştı mı iflah olmuyor.

Pancar şekeri ile genetiğiyle oynanmış mısır nişasta bazlı şekerin arasındaki farkı bilmiyorum. Sağlığa etkilerini, üretim sürecini kimyacılara gıda uzmanlarına bırakıyorum.

NİHAT BABAÖZLÜ’YE KULAK VERELİM
Devlet 1990 yıllardan itibaren teşvikleri kıstı. Pancarı yerine çiftçi domates, kavun, nohut ne bulduysa onu ekti. Meseleye, AKP’lilerin bakışı çok basit; “Eğer herkes, şeker fabrikalarının satışına karşı ise Reis haklıdır.”  Bir de bunun karşısında hala pancar üretin bir çiftçinin yükselen sesi.

Şimdi sözü, konuşmasına “Hayatımda ilk defa bir otele geldim” diyerek başlayan Ankaralı şeker pancarı çiftçisi hemşehrim, Nihat Babaözlü’ye bırakıyorum. Şeker fabrikalarının özelleştirilmesiyle ilgili Babaözlü soyadı gibi; hem baba hem de gibi özlü sözlerine kulak verelim.

Yunus Erdoğdu – yunuserdogdu@hotmail.com

Facebook: https://www.facebook.com/erdogduy

Twitter: https://twitter.com/erdogduy

Pancar yetiştiricisi çiftçi

“Ben huzur arıyorum. Huzur yok. Bu geç kalınmış bir toplantı. Burada sadece keller körler birbirlerini ağırlıyor. Laf salatası yapıyorsunuz, lafın harmanı olmaz. Burada bizi kim duyuyor? Bir tane Allah rızası için tenezzül idip de gelmiş hükümet temsilcisi var mı? Neredesiniz yahu, neredesiniz? Adam Allah’tan korkar, lafa gerek yok. Burada eylem zamanı. Lütfen dışarıya çıkın kardeşim, bunu sokakta yapın. İki kişi okula geç kalsın. 3 kişi işe geç kalsın. Biri treni kaçırsın, biri uçağı kaçırsın. Ondan sonra iki sene sonra o gözün gibi baktığın bebelerin zehirlenip öldüğünü, kanser olduğunu göreceksiniz, siz. Bunun sonu buraya gidiyor. Ağdalı lafa gerek yok. Kestirmeden konuş. Eylem lazım.. eylem lazım. Hepimiz geberip gideceğiz bu böyle olursa. Ben pancarı 10 kuruşa satarım arkadaş. Sen bana 1 lira ürettiğin mazotu 1.5 liraya vir. Ben 10 kuruşa satarım bunu. Bana laf satma. 15 kuruşa ürettiğin elektriğin kilovatını 35 kuruşa bana virme. Kalkmış dana getireceğim, inek getireceğim. Lan bırak! Yalan söyleme, böyle bir şey olmaz. Olmaz. 15 senede batırdığın memleketi 50 senede düzeltemezsin!..”
Nihat Babaözlü

Reklam
Etiketler
Reklam

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close