Foto GaleriKültürTurizmVideoYunus Erdoğdu

Dünyanın avlayamadığı, Skovoroda’nın 295. doğum günü kutlandı

Ukraynalı filozof Skovoroda'dan anekdotlar, sözler...

Ukraynalı filozof, şair ve pedagog, müzisyen Grıgoriy Savıç Skovoroda, doğumunun 295. yılını kutladık geçen hafta. Ukrayna’nın eğitim alanında yetiştirdiği dâhilerden birisi, Skovorada’nın kabrini ziyaret etmek için, Harkiv Bölgesi’nin, Zoloçiv İlçesi’nin, Skovorodınivka Köyü’ne gittim.

Kyiv Press Clup tarafından Ukrayna Kalkınma ve Ekonomi Bakanlığı himayesinde organize edilen «Opening Ukraine» adlı basın turu kapsamında 8 Kasım 2017’de Harkiv Bölgesi‘nin kültür ve turizm imkanları tanıma imkanı buldum. Burada Harkiv Bölgesi idarecileri ve bölgenin turizm yetkilileri bir basın toplantısı gerçekleşti.

Basın toplantısında benim için bir efsane bir çok kitabını aldığım birçoğunuzun Ukrayna milli parası 500 griven üzerinden tanıdığı, Skovoroda’nın bu bölgede meftun olduğunu ve onun adında bir müze olduğunu öğrendim.

Programımızda Skovoroda Müzesi ziyaret yoktu, ancak

Harkiv Turizm Organizasyon ve Metodoloji Merkezi Müdürü Valentina Holodok, Ukraynalı filozof Skovoroda’nın 295. doğum günü münasebetiyle kabri başında bir anma törenine ve yuvarlak masa toplantısına davet etti.

Kyiv Press Clup tarafından Ukrayna Kalkınma ve Ekonomi Bakanlığı himayesinde organize edilen; Çernigiv, Sumy, Harkiv, Poltava, Kiev, Jitomir, Rivne, Hmelnitskiy, Vinnitsa ve Çerkasiy bölgelerini kapsayan «Opening Ukraine» turumuzu tamamladıktan sonra yeniden ayağımın tozuyla Harkiv‘e gittim.

Harkiv‘de; gazeteci, şair, ressam, müzisyen, akademisyeni yerel idareciler ile buluşup hep birlikte Zoloçiv İlçesi‘nin, Skovorodınivka Köyü‘ne hareket ettik.

Burada bir anma töreni düzenledi. Skovoroda’nın şiirleri okundu. Daha sonra Burada Akabinde ise, G. S. Skovoroda Milli Literatür ve Anma Müzesi ev sahipliğinde, “İyi aydınlanan, iyi başlar” başlıklı stratejik yuvarlak masa toplantısı düzenlendi.

3 Aralık 1722’de Çernuhi’de doğan Skovoroda’yı 9 Kasım 1794 yılında Harkiv’de yitirmişti insanlık. Dünyanın bütün nimetleri önüne serilmesine rağmen, “bir lokma ve bir hırka” ile geçen 72 yıllık hayatına çok şey sığdırmıştı, dünyanın geçici olduğunu haykırmak için, mezar taşına, “Dünya beni avlamak istedi ama avlayamadı” sözlerini kazıtmıştı. Adeta beni avlayamadı sizi de avlamasına müsaade etmeyin deyip gitmişti sonsuzluğa. İşte Ukrayna’nın yetiştirdiği büyük evladının kabri başında o tarihi mezar taşına iki pembe karanfili büyük bir saygı içerisinde bıraktım.

G. S. Skovoroda Milli Literatür ve Anma Müzesi Müdürü Nataliya Mıtsay‘ın, anlatımıyla hayranlık duyduğum Skovoroda’yı daha da hayran kaldım. Sorularım bitmiyordu. Skovoroda, sözlüğünde “narsisizm” ne anlama geliyordu? Ne giyerdi? Ne yerdi? Evi var mıydı? Dünyada geriye ondan ne kaldı? Neden ölmek için buraya geldi? Bitmek bilmeyen sorular… Hepsine Skovoroda müzesinde cevap bulmuştum.

Felsefe alanındaki eserleri, manevi alanındaki yüksek düşünceleriyle Skovoroda sadece Ukrayna’nın kalbine değil sevgisi benim de kalbime kazınmıştı. İnsanın yaradılış gayesi ve hayattaki amacının anlaşılmasına bir ömür tüketmiş, ender entelektüellerden biri olarak tarihe geçti.

Döneminde anlaşılamadı. Eğitim ve sanat penceresinden felsefe gözlüğüyle hayatın anlamını, Yaradan’ın kâinattaki sırları içinde arayarak makro âlemden mikro âlemin şifrelerini, hayata manzum bir eser olarak, farklı okullarda bu misyona ruh vererek yaşatmaya çalıştı.

Skovoroda‘ya göre insan bilim eğer insanı Allah’a götürmüyorsa o eğitimin hiç bir anlamı yoktu. Eğer insan Allah‘ı bulmuş ise artık onun için diğer ilimleri bilmenin de hiç bir anlamı yoktu. Bu sözleri bana Anadolu şairi Yunus Emre‘nin, “İlim ilim bilmektir, İlim kendin bilmektir, Sen kendin bilmezsin, Ya nice okumaktır.” sözlerini hatırlatıyordu.

Skovoroda’nın dünyasında hiç bir şey göründüğü manasında değildir. Ayrı bir de tasavvuf manası vardır. Narsisizm bile bam başka manadadır. Skovoroda’nın, “narsisizmi”, insanın Yaradan’ını tanıması için önce kendini tanıması gerektiğini anlatır sessiz kalabalıklara. Kendini bilmeyenin, tanımayanın Allah’ı bulamayacağını söyler. Allah’a imanın sadece sözde kalamayacağını anlatır kendi insanına. Fakat bilgi sahibi olmak için önce kendimizi bulup anlamalıyız. Yunus Emre’nin dediği gibi: ‘Sen kendini bilmezsen / Ya nice okumaktır.’ Kendini tanıma, keşfetme ve insanın kendisiyle barışık olarak yaşaması hem tasavvufta hem Skovoroda’nın felsefesinde ön planda gelen prensiplerdendir.

Skovoroda ‘Narsis. Kendini tanı.’ adlı eserinde şöyle der:

‘Kendini bilip anlamamak kendini kaybedip mahvetmekle aynı manaya gelir. Evinde bir mücevher saklı da senin haberin yoksa o mücevherin hiç olmaması veya olması arasında bir fark var mıdır? Bu o mücevherin olmaması demek. İşte kendini arayıp bulmak bir insanı bulmak demektir. Sen kendini anlamazsan başkalarını nasıl anlayabilirsin?’

Bizim için önem taşıyan bir başka fikri ise tüm milletlerin, ırk ve dinlerin eşit tutulmasıdır. Burada da hemen aklımıza Mevlana’nın 72 millete kucak açması ve ‘Ne olursan ol, gene gel!’ seslenişi geliyor.

İnsanın ruhundaki yaraların merhemini başkalarının yaralarını iyileştirmekte olduğuna inanan Skovoroda, hayatın mücadeleden değil yani yardımlaşmadan ibaret olduğunu salıklar çevresine. Ve hayattaki “kutsiyeti” bu yardımlaşmada görür.

Gül bahçesine giren insanın üzerinde gül kokusu kalacağı gibi, insan hayatının hangi renk ve kokuda olduğunu dostlarından da anlayabileceği anlayışını da bayraklaştırır.

Çevrendeki dost ve arkadaşların senin ruh dünyanın dışa yansımalarıdır. Bir başka deyişle “bana dostunu söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim” Anadolu sözünün;

“kiminle arkadaşlık ediyorsak onun ruhundakileri emeriz” ifadesi olarak Ukrayna’da yankısıdır adeta.

72 yıllık hayatında, hayatın anlamına adanmış bir hayat yaşayan Skovoroda, kendisini avuçlarının içinden kaçıran insanlığa siteminde ne kadar haklıysa, günümüz eğitimcileri başta olmak üzere insanların hala onu tanımaya yanaşmayan vurdumduymazlıkları da bir o kadar acıdır. Temennim odur ki, her hakikatin iade i itibarını aldığı bir yüzyıl arifesinde, Skovoroda da yakın bir gelecekte bu toplumun vazgeçilmez dinamiklerinden biri olacaktır.

Belki de hepimize zor gelen bir hayat anlayışının bayrağını göndere çektiği için, iç kabulde zorlandığımız Skovoroda, hayatı bir cümlenin içinde şöyle formülleştirmiştir:

“Bana göre gerçek hizmet, az nimetle yetinip alçak gönüllü olmak, insanlara tam sevgi verebilmek için kendi beğenmişliğimi yenmek, şöhret peşinde değil de Yaradan’ın rızası peşinde koşmaktır”

Skovoroda’nın hayatın gayesi ve insanın temel insani özelliklerine dair söyledikleri halen tazeliğini korumaktadır. Skovoroda’yı ruhunun enginliğini anlatmaya satılar yetmez. İşte küpünden sızan sözlerden bazıları:

“İnsanın Yaradan’ını bilmesi kendini tanımasından geçer.”

“İçi kurumuş boş bir ceviz de kalpsiz bir insan da değersizdir.”

“Allah’a inanmak sadece O’nun varlığına inanmak değil hayatını O’nun buyruklarına göre düzenlemek ve ona göre yaşamaktır.”

“Hayatın kutsallığı insanlara yapılan yardımlarda yatar.”

Skovoroda’dan kıssalar hisse almak size düşmüş:

Skovoroda’nın ünü bütün Rus İmparatorluğuna yayılmıştı. Türklerin tarihe Baltacı Mehmet Paşa olayıyla geçmesi nedeniyle yakından tanıdığı Kraliçe İkinci Katerina, çok merak eder bu genç filozofu ve kamış neyi ile insanları büyüleyen müzisyeni. Skovoroda’yı görmek merakını gidermek için saraya getirtir, “kimmiş neyin nesiymiş bir görelim” der. Sarayın görevlileri kilometrelerce mesafeden Skovoroda’yı saraya getirir. İkinci Katerina’nın huzuruna çıkartırlar. Salondaki herkes iki büklüm Kraliçe Katerina’in önünde saygıyla secdeye kapanır. Skovoroda ise huzurunda dim dik ayakta durmaktadır.
Kraliçe Katerina, hiddetle sorar, “Sen neden huzurum da eğilmedin” diye.
Skovoroda o muhteşem cevabı yapıştırır: “Beni görmek isteyen sendin ben önünde iki büklüm eğilsem beni nasıl göreceksin” der.

“ALTINA DOKUNMAMAYA YEMİN ETTİM”
Yine, Skovoroda, Katerina’nın sarayında olduğu dönemde, Katerina sarayın kış bahçesinde gezmeye çıkar, tabi ki üzerinde altın ve mücevherler kıymetli taşlardan oluşan elbisesi, pelerini, tacı derken kilolarca ağırlıktaki elbiseyi taşıyamaz ayağı kayar ve yuvarlanır…

Çevredekilerden yardım ister. Herkes yardıma koşar ama en yakınındaki Skovoroda olayı izlemekle yetinir. Kraliçe Katerina ayağa kaldırıldıktan sonra Skovoroda’ya kakışır, “Vatan haini sen neden yardıma koşmadın? “

Skovoroda hiç istifini bozmadan, “Üzerinde taşıdığın kilolarca altın ve mücevher senin yere düşmene neden oldu. Ben altına ve değerli taşlara dokunmamaya için yemin etmiştim. Bu nedenle senin kalkmana yardımcı olamadım.” der.

Skovoroda hakkında biraz merak uyandırabildiysem ne mutlu bana. Harkiv’e gittiğinizde onu daha yakından tanımak isterseniz, ibretlik mezar taşını görmeye gidebilirsiniz. Müzenin muhteşem bahçesindeki manevi iklimden istifade edebilir. Skovoroda’nın gölgesinde son günlerini geçirdiği eserlerini kaleme geçirdiği asılık palamut ağacına dokunabilirsiniz.

Ukrayna Kalkınma ve Ekonomi Bakanlığı ile Kyiv Press Clup‘e, Ukrayna‘nın en ince detaylarına kadar tanıma imkanı tanıdıkları için teşekkür ediyorum Ayrıca Harkiv yerel idarelerine misafirperverlikleri için minnettarım.

Yunus Erdoğdu | Harkiv – Skovorodınivka Köyü yunuserdogdu@hotmail.com

Facebook: https://www.facebook.com/erdogduy

Twitter: https://twitter.com/erdogduy

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close