Sencer Hanoğlu

[1] ADALET KİMLERE GEREK?

Mazılı muzulu, işte hepsi burada yazılı!

Reklam

“Adalet mi? Kime, nasıl ve ne zaman adalet ? Adalet yoksa göklerde mi? Adalet kaybolmuşsa nasıl aranır ve bulunur?” türünden soruları çoğaltmak mümkündür. Ama şu kadarını söylemek gerekir ki insanlığın yaşamını sağlıklı devam ettirebilmesinin en temel dinamiklerinden biri olan adalet her devirde ekmek su kadar ihtiyaç duyulan bir olgu olmuştur. Günümüz dünyasında evrensel insani haklar açından bile düşünüldüğünde iki tarafın mücadelesinde doğru noktayı gösteren bir adalet ibresine ne çok ihtiyaç vardır.

Bugün bu minvalde bir kıssaya hissedar olmaya ne dersiniz?

“Devrin birinde bir deri tüccarının evine hırsız girmiş ve bütün depoyu boşaltıp gitmiş.

Sabah ev sahibi uyandığında deri deposunun boşalmış olduğunu fark etmiş.
Kar üzerindeki balya izlerini takip eden tüccar hırsızın evine kadar ulaşıp kapısını çalmış
Hırsız kapıyı açmış ve gayet sakin ‘’buyur ne istiyorsun’’ demiş.

Derilerin sahibi hırsıza ‘’Sen benim derilerimi çalmışsın. Bak izler senin evine kadar geliyor, inkar etme ve derilerimi ver, aksi halde Kadı’ya gidip seni şikayet edeceğim’’ demiş.

Hırsız yavuz çıkmış ve kendinden gayet emin biçimde ‘’Kime şikayet edersen et, ben deri falan çalmadım’’ deyince deri sahibi adalet aramak umuduyla Kadı’nın yolunu tutmuş.

Durumun vahametini gören hırsız hemen giyinmiş ve kısa yolları kullanıp Kadı’nın huzuruna gelmiş.

Kadı’ya ‘’Kadı Efendi ben birinin derilerini çaldım, kendisi şimdi yolda beni sana şikayete geliyor, beni bu işten kurtar’’ diyerek her şeyi anlatmış.

Adalette gözü olmayan Kadı hırsıza: “Parayı minderin altına diz, arka kapıdan vız” diyerek hırsızın oradan uzaklaşmasını istemiş. Hırsız da denileni yapıp memnuniyetle arka kapıdan çıkıp gitmiş.

Az sonra da tüccar gelip durumu anlatmış. Kadı hırsızı kurtarmak için bahane bulması gerektiğinden “Senin deriler ham mıydı yoksa işlenmiş miydi” diye sormuş.

Deri sahibi, Kadı’ya: “Derilerim hamdı Kadı Efendi” der.

Kadı Efendi önündeki kanun kitabını okur gibi yaptıktan sonra deri sahibine dönerek ‘’Senin deriler ham olduğundan hırsızı cezalandırmam mümkün değil, çünkü kanuna göre deri hırsızlığında suçun cezalandırılması için derilerin işlenmiş olması şartı aranıyor’’ demiş.

Deri tüccarının rengi kaçmış ve Kadı’ya, “Kadı efendi benim deriler işlenmemişti ama hepsi mazı’lı idi” der. Kadı bu cevabı alınca hiddetlenir, elindeki kitabı sallayarak: “Mazılı muzulu, işte hepsi burada yazılı” diyerek bağırmış ve adamı huzurundan kovmuş. Adam çaresiz yaka silkerek evinin yolunu tutmuş.”

Ama bu sadece bir kıssa diyenler olabilir.

Kıssalar gerçek yasamdan alınmış da olabilir, dilden dile bir masal gibi anlatıla gelmiş de olabilir. Ama bir gerçek vardır ki o da benzer durumların, örneklerin, çağrışımların hayatın içinde hep olageldiğidir. Hırsızlık her kültürde ve inanışta en habis işlerden biridir. Rüşvet almak ve vermek de öyle. Yani memnuniyet verici bir durum değildir. Aklı başında hiç kimse çıkıp da “Helal olsun, ne güzel de malımı çalıyor.” Demez. Bu sebepten böyle bir haksız hukuksuz bir durumla karşılaşan Ademoğlu yapmalı? Tabii ki adaletle hükmedip gerçekleri ortaya çıkaracağını ümit ettiği kadılara günümüz ifadesiyle hâkimlere başvurmalı ve hakkını savunmalıdır. Ama maalesef eskiden de olabildiği gibi günümüzde de işi adil ve cesur karar vermek olan, yıllar yılı okuyup bir kütüphane dolusu kitap bitirdiğini sanan bazı hukuk erbabı, siyahla beyazı ayırt etmek yerine siyah olanı beyaz olanla değiştirip çakırkeyif bir hayatın bendesi olmaktan ziyade bir işle iştigal olmak niyetinde değildir. Verdiği kararlar bazı insanların hayatını karartmış, bazılarını kapalı zindan köşelerinde çürütmüş, bazılarına adeta dünyayı açık zindana çevirmiş olsa bile onun umurunda değildir. Çünkü onun için muktedirine tabasbus etmek en temel görevidir. O ne derse onu yapar. Yapması gerekir.Hatta efendisi önünde düğmesiz ve deliksiz cübbesini iliklemeye çalışmak bile masum bir kişinin hayatından daha önemlidir onun için.

Onun için “adalet” sadece bir kelimeden ya da söylemden ibaret değildir. İçinde nice masum, mazlum ve gariplerle beraber hırsız, arsız, yalancı ve dolandırıcıyı barındırmaktadır.

Sencer Hanoğlu

Reklam
Etiketler
Reklam

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close