Dünya

Gülen Hocaefendi: Zalimlere, zalim gibi davranmayın!

Alçaklık, kudurmuşluk... İnsan böyle davranmaz...

Reklam

Fethullah Gülen Hocaefendi, bu haftanın Bamteli sohbetinde özelikle adalete vurgu yaparak çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Kaba ve sert davranışlar hususunda uyarıda bulunan Hocaefendi: “Gönüllerin anahtarları, ‘yumuşak huy’ ve ‘yumuşak beyan’dır. Sertlik ile, hüşûnet (kabalık) ile, baskı ile gönüllere giremezsiniz; sadece insanları sürü haline getirirsiniz.” dedi.

KUDUZ BİLMEM KİMLER GİBİ OLMAYIN!
Emanette emin Muhammedü’l-Emîn (sallallâhu aleyhi ve sellem)’i, kenarından-köşesinden tanıyanların dünyayı elde etmek için koşsan kuduzlar gibi, önüne gelen herkese saldıran kimselerden olamayacağını söyledi.

Dünyasına, dünyasına,
Aldanma dünyasına
“Dünya benim!” diyenin
Gittik de dün yasına..

dizelerini okuyan Hocaefendi sözlerini şöyle sürdürdü: “Dünya benim!” diyor ama iki gün sonra “Başınız sağ olsun ey aile! O ‘Dünya, dünya!..’ diye yaşadı; güftesi de dünya, bestesi de dünya, hep onu mırıldanarak yaşadı ama başınız sağ olsun, gitti!..” Amel sandığı olan kabre, eli boş olarak gitti. “Kabir, amel sandığıdır.” “Şu dünyanın gailelerine karşı dişini sık, sabret! ‘Ölüm’ dediğin şey, ‘öbür tarafa uçma’ dediğin şey, ancak Hakk’ın takdir buyurduğu ‘ecel’ ile olur.” O’nun tayin ettiği zaman ile olur; kimse ne bir dakika onu öne alabilir, ne bir dakika sonraya.

“KUVVET, HAKTADIR; HAK, KUVVETTE DEĞİLDİR.”

“Kuvvet, haktadır; hak, kuvvette değildir.” diyen hak ve hakikat insanlarının, dünyayı başlarına ateş yapsalar dahi, zalime, zulme, münafıklara boyun eğmeyeceklerine dikkat çeken Hocaefendi; “Her şey adalet ile kâimdir.” diyerek yapılan kötülüklere kötülükle karşılık vermeyi de asla düşünmeyeceklerine söyledi.

KÖTÜLÜKLERE “MUKABELE-İ Bİ’L-MİSİL”DE BULUNMAYIN!
Allah’ın izniyle, haklıların, er-geç kaymak gibi işin üstüne çıkacağını kaydeden Hocaefendi:

Ezdiler seni, hakkına-hukukuna tecâvüz ettiler, insanca yaşamaktan mahrum bıraktılar, zindanlara attılar seni; aileyi paramparça ettiler, çocukları yetim bıraktılar, kadınları dul bıraktılar ve bunları kendi hakları gibi avaz avaz bağırarak ilan ettiler. Bütün bu kötülüklere “mukabele-i bi’l-misil”de bulunmama… “Yıkanlar hâtır-ı nâ-şadımı -yâ Rab- şâd olsun / Benim’çün ‘Nâ-murad olsun!’ diyenler, ber-murâd olsun.” (Nâilî-i Kadim) Evet, “Benim’çün ‘Nâ-murad olsun!’ diyenler, ber-murâd olsun.” diyebilme…
Kur’an buyuruyor: “Size yapılan bir haksızlık ve kötü muameleye mukabele edecek olursanız, size yapılanın aynısıyla mukabelede bulunun. Fakat sabreder de mukabele yerine af yolunu seçerseniz, böyle davranmak, sabredenler için hiç kuşkusuz daha hayırlıdır.” (Nahl, 16/126) Eğer birilerinin size yaptığı kötülüğe karşı, kısas gerektiren hususlarda, hukuk, hukuk sistemi, adalet sistemi aynıyla mukabelede bulunma hakkını size veriyorsa, “mukabele-i misil”de bulunmak, sizin hakkınızdır, “kısas” diyebilirsiniz.
“Ama dişinizi sıkar, sabrederseniz, bu, sizin için daha hayırlıdır!”

 

HAYIR, İNSAN, ÖYLE DAVRANMAZ!..

Dizlerinizi kırmışlar, parmaklarınızı koparmışlar, dişlerinizi ağzınıza dökmüşler, sizi kan-irin içinde bırakmışlar. Bütün bunlar karşısında iradenin hakkını vererek, o canavarca tavırlara ve davranışlara tenezzül etmeme, onu bir “alçaklık” olarak kabul etme, -bağışlayın- onu bir “kudurmuşluk” kabul etme…

İnsan, Hazreti Yusuf gibi davranır:
“Hazreti Yusuf, şöyle dedi: Hayır! Bugün size hiçbir kınama yok! (Ben hakkımı çoktan helâl ettim;) Allah da sizi affetsin. Çünkü O, bütün merhamet edenlerin üstünde mutlak merhamet sahibidir.”

(Yusuf, 12/92)

“…BİR YUMRUK BİLE SALLAMADI.”
“Bugün, kimseyi kınama yoktur. Gidin, Allah, erhamü’r-Râhimîndir!..” diyen Hocaefendi, söz konusu bu insanca davranış, insan-ı kâmil olan Hazreti Rûh-u Seyyidi’l-Enâm’ın tavrı ve davranışı olduğuna dikkat çekti.

On üç sene Mekke’de O’na kan kusturdular. Kırk yaşından başlayarak, elli üç yaşına kadar kan kusturdular. Bazen Kâbe’nin karşısında Rabbisine karşı ubudiyetini ifade ederken, getirdi başına işkembe koydular. Bazen, Ukbe İbn Ebî Muayt gibi melunlar, gırtlağını sıktı, O’nu orada öldürmek istediler. Her defasında bir babayiğit, o günün babayiğitlerinden bir Hazreti Hamza, bir Hazreti Ebu Bekir, orada sesini yükseltti, “Rabbim Allah’tır, dediğinden dolayı öldürecek misiniz?!.” dedi. Mü’min-i Âl-i Firavun’un bestesiyle, bu canavarlığa “Dur!” dedi. Bazen, bir başkası, bazen bir başkası, bazen bir başkası…


O’nun (sallallâhu aleyhi ve sellem) çektikleri, Kaf dağının tepesine yüklenseydi, -Kaf dağı değil, Ağrı dağı diyelim veya Everest tepesi diyelim, Kaf dağı yok- Everest tepesine yüklenseydi, Lût gölüne dönerdi. Alvar İmamı’nın ifadesiyle “Araya kılıç girerdi!” O (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir yumruk bile sallamadı onlara.. bir yumruk bile sallamadı.

“ALLAH’A HAVALE EDİN, KARAKTERİNİZİ KORUYUN”
“Kim ne yaparsa yapsın, siz hep Hak ile oturup kalkmalı, hakkı seslendirmeli ve haksızlıklar karşısında da kendi karakterinizi korumalısınız… Tavır değişikliğine girmeyeceksiniz.” şeklinde zulme maruz kalan talebelerine seslenen Hocaefendi, ille de zalimlere, gaddarlara, münafıklara bir şey demek isteyen talebelerine sadece şöyle diyebilirsiniz:

“Allah’ım! Murâd-ı Sübhânîn, onları hidayet etmek yönündeyse, o zulüm havasından/atmosferinden sıyrılmalarını diliyorsan şayet, bir an evvel… “Allah’ım! Eğer Sen murad buyuruyorsan, en yakın, en yakın, en yakın zamanda onları hakka, adalete, istikamete, insafa, iz’ana, herkese karşı sevgiye hidayet buyur!” Yok, Murâd-ı Sübhânîn bu değilse, onları Sana havale ediyoruz; Sen, âlemlerin Rabbisin, bizim de Rabbimizsin!.. Yürüyün doğru bildiğiniz yolda dosdoğru, kimseyi itap etmeden.”

NEDEN, NEDEN, NEDEN, NEDEN?!.

Ha, neden bunlar oluyor bize?
Neden parmaklar kırılıyor?
Neden insanlar kötürüm haline getiriliyor?
Neden anneler evlatlarından ayrıştırılıyor?
Neden toplum birbirinin düşmanı haline getiriliyor?
Neden aileler bölünüyor?
Neden, neden, neden, neden?!.
Yüz tane, iki yüz tane, üç yüz tane ‘dâhiye’ diyeceğimiz, musibet diyeceğimiz şey, neden bunlar oluyor acaba?

Bu soruları peş peşe sıralayan Hocaefendi, ilk peygamber Hz. Adem (a.s.) başta olmak üzere, Hz. Nuh (a.s.), Hz. Lut (a.s.) hayatlarından kıssalar anlattı.

“Rabbim, ahlâk düşmanı şu bozguncular güruhuna karşı bana yardım et!” (Ankebût, 29/30)
Hazreti Lût

“Ne zaman onlara, ‘Yeryüzüne fesat saçmayın!’ denilse ‘Biz sadece barışçıyız, ortalığı düzeltmekten başka işimiz yok!’ derler. Asla! Hiç kuşkusuz onlar bozguncuların ta kendileridir ama (gerçek idrakten yoksun bulundukları için, neyin ıslah neyin bozgunculuk olduğunun) farkında değillerdir.”

(Bakara, 2/11-12)

Müfsidin kendisidir onlar, müfsidin tâ kendisidirler ama o meselenin şuurunda, farkında değiller!..

“Hazreti Nûh: Ya Rabbî, dedi, yeryüzünde dolaşan bir tek kâfir bile bırakma!”
(Nuh, 71/26)

“Rabbim, beni, annemi-babamı, mü’ min olarak evime dâhil olanı ve bütün mü’min erkeklerle mü’min kadınları bağışla! Zalimleri ise daha beter, daha perişan eyle!”
(Nuh, 71/28)

 

HERKES, KARAKTERİNİN GEREĞİNİ SERGİLER

Hocaefendi kafirlerin sıfatlarını şöyle sıraladı:Anneyi evladından ayırma, bir kâfir sıfatıdır.
Yok yere: “Sen de galiba falanların boyası ile münsebiğsin; öyle ise sana da çektirmeliyiz!” deme, bir kâfir sıfatıdır.
Mesela, “Ben sizi kendime rakip gibi görüyorum; nemelazım, muhtemel, yüzde bir ihtimal ile, benim düzenimi bozma ihtimali varsa, sizlerin hepinizi yok etmem lazım ki, ben, aynı zamanda güzergah emniyetimi sağlamış olayım. O şeytanca varmam gerekli olan yere, hiçbir şeye takılmadan, herhangi bir gulyabaniye takılmadan varayım!” demek, ihtimallere hüküm bina ederek hüküm vermek, başkalarını bir de “adalet” diyerek, değişik zulümlere mahkûm etmek…

YUNUS EMRE DE AĞLADI HEP AĞLAMIŞLAR!

Hep gitmişler, kalmamışlar,
Ağlamışlar, gülmemişler,
Ağla, ağla, gülme gönül.
Yunus Emre

Hep ağlamışlar. O da, Yunus Emre de ağlamış, Hacı Bektaş da ağlamış, Ahmed Yesevî de ağlamış, Muhammed Bahâuddin Nakşibendi hazretleri de ağlamış, İmam Rabbani de ağlamış… Zindan görmüşler, azaba maruz kalmışlar bunlar; kalmayanlar, âkıbetlerinden endişe etsinler! Hayatlarını zevk u sefâ içinde geçirenler, o zevk u sefâ adına başkalarının hayatını zindana çevirenler, âkıbetlerinden endişe etsinler!.. Bir ebedî zindan, kendilerini bekliyor ki “Mü’minim!” demekle kurtulamazlar. Bir karıncayı ezmenin bile hesabını verme meselesi var.
Fethullah Gülen

“Artık her kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse, onu(n karşılığını) görür. Her kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse, o da onu(n karşılığını) görür.” (Zilzâl, 99/7-8)

Atom ağırlığı bir kötülüğün varsa, hesabını vereceksin. O kadar iyiliğin varsa, onun da mukabelesini göreceksin!..

HZ. İSA’NIN EVİNİ BASTILAR!
Hazreti Nuh, çektiği gibi, Hazreti Hud da çekmiş, Hazreti Sâlih de çekmiş, Hazreti Şuayb da çekmiş, Hazreti Lût da çekmiş, Hazreti Musa da çekmiş. Allah’ın binlerce salât u selâmı, başta İnsanlığın İftihar Tablosu’nun, sonra onların üzerine olsun. Nice peygamberler, inandıkları dava uğrunda şehit olmuş. İşte bildiklerinizden Hazreti Zekeriya, Hazreti Yahya.. Ve -hâşa ve kella, yüz bin defa hâşâ ve kella- bir sıradan insanın evini basıyor gibi evi basılan seyyidina Hazreti Mesih de işkenceler görmüş. Öyle ki, mübarek validesi, esas bulunduğu yerde, Nâsıra’da durmamış, Allahu a’lem; işte mesela, İzmir’e gelmişler herhalde, öyle diyorlar, Efes falan diyorlar, Allah bilir; onu da yine “Allahu a’lem!” deyip geçelim.

“Allah!” diyen insanlar, küfür sıfatı taşıyan -isterse sûreten mü’min görünsün, hatta “Biz Müslümanlık adına bunları yapıyoruz!” desin, isterse münafık, isterse müfsid, isterse kâfir olsun; değişik kategoride mütalaa edebileceğimiz- kimseler tarafından hep çekmişler.Fakat umursamamışlar. Evet, siz de umursamayın!.. Onca zulme rağmen mü’min karakterinden taviz vermediniz; eminim, bir gün zalimlere “Gidiniz, hepiniz serbestsiniz; bugün size hiçbir kınama yok, Allah da sizi affetsin!” de diyeceksiniz!..

ZÂLİMLERE, ZÂLİM GİBİ DAVRANMAYIN

Talebelerinden zulme zulüm ile karşılık vermemelerini isteyen Hocaefendi sözlerini şu şekilde bitirdi:

Bir gün, size cevreden, zulümde bulunan, insafsızca davranan, salya atıp dolaşan, diş gösteren, ezdiklerini ezen, ezmediklerinin içine de korku salan zâlimler, aynı şekilde karşınıza çıktıkları zaman, öyle babayiğitlikte bulunarak; “Gidiniz, hepiniz serbestsiniz!.. Bugün size hiçbir kınama yok! Allah da sizi affetsin. Çünkü O, bütün merhamet edenlerin üstünde mutlak merhamet sahibidir.” demeyi ihmal etmeyin! Zâlimlere, zâlim gibi davranmayın; kendiniz gibi davranın.

Çünkü siz, her şeye rağmen, onca değiştirmeye zorlamalarına rağmen, kendiniz olarak kaldınız, karakterinizden taviz vermediniz. Onlar, “Yahu, yumruk sallasınlar; yahu böyle bir silah namlusu göstersinler; mermisiz de olsa, bir silah namlusu göstersinler! Yahu biz onların dişlerini kırarken, onlar da bize bir yumruk atsınlar!” diyerek, bütün bu basitliklerin/bayağılıkların hepsini yaptılar.

Fakat bu yola kendini adamışlar, o adanmışlar kadrosu içinde bulunanlar, başkaları için yaşayanlar kadrosu içinde bulunanlar, mukabele-i bi’l-misil kâide-i zâlimânesinde bulunmamışlar, bulunmadılar, bulunmuyorlar, bulunmayacaklar, bulunmayacaksınız inşâAllahu Teâlâ. Vesselam.

Muhammed Fethullah Gülen Hocaefendi

Reklam
Etiketler
Reklam

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close