HaberlerYunus Erdoğdu

Ben, ezelden beri mülteciyim.

Yaklaşık yedi asır evvel Anadolu coğrafyasına iltica eden, Türkmen milleti yine zor günlerden geçiyor.

Türkmen-Tatar dedelerim, 1222 yılında doğudan gelen insafsız, Moğol istilası nedeniyle tası tarağı toplamış yola düşmüş.

At bulan, atla…

Deve, bulan deveyle…

Eşek bulan eşekle… batıya iltica etmiş…

Geride hiç bir şeyi olmayan bir avuç gariban kalmış.

İlk durağımız mezhep farklılığımıza rağmen İran topraklarında, Horasan elleri olmuş.

Burada içlerimizden bazılarına virüs bulaştı, “Taylasanlı” olup başımıza bela oldu.

Eee, olacak o kadar bataklığa girene çamur bulaşır…

Moğollar, daha da ilerleyince, “vahşi batıya” yolculuğumuz devam etmiş.

İran’ı, geride bırakıp kuzeybatıda; Gürcistan ve Ermenistan devleti topraklarına boş bir yer bulup obamızı kurduk…

Derken; Ak Koyunlu dedelerim, Kara Koyunlu’yu kırmış…

Selçuklu
doğmuş geri bölünmüş…

Emmioğullarım ayrı ayrı beylikler kurmuş…

İki, Türkmen bir araya gelse bir beylik meydana çıkar…

Kardeş kanı akıp durmuş.

Biri yıkılmış, öteki kurulmuş…

Derken içimizden, Kayılardan Osman oğullları batıya yürüyüşünü sürdürmüş…

Batıya giden ayakta kalmış.

Fatih Sultan Mehmet, 1453’te İstanbul’u fethedince artık hem Türkmen beylerinin yegane beyi, hem de İslam aleminin Efendimiz (s.a.v) tarafından müjdelenen komutanı olarak söz sahibi olmuş.

Anadolu’ya, geldiğimizde yerleşik halklar; Rumlar, Ermeniler, Gürcüler vs. ile geçinip gitmişiz…

Kız almışız, kız vermişiz…

Hem, Rus çarı ile anlaşıp bizi arkadan vurana kadar Ermenilere “Milleti Sadıka” demişiz.

Hem de, İngiliz ile bir olup kanımızı döken Araba din kardeşimiz diye hürmette kusur etmemişiz…

İkiye ayrılmışız Müslim ve gayrimüslim hukukumuz da ayrı olmuş…

Ama asıl belirleyici unsur: “komşuluk hukuku” olmuş.

Yakın komşu, uzak komşu, Müslüman, Hıristiyan dememiş hakkını gözetmişiz…

Zaman içinde dost ahbap kardeş olmuşuz.

Bizim atalarımızdan tevatür eden doğunun eşsiz birikimi, batının birikimi ile Anadolu’da buluşmuş efsanevi bir birliktelik oluşturmuş.

İyi kötü yedi asır Anadolu’da geçinip gitmişiz.

Rahata erince, dedelerim çadırdan çıkmış…

Millet, açlıktan ölürken; Barok, Rokoko, Neoklasik altınla süslü saraylarda, yalılarda gününü gün etmiş.

“Yiyiniz içiniz ama israf etmeyiniz” emri unutulmuş…

Bir tarafta, saraylarda lüks ve israf gırla giderken…

Gariban açlığa ve savaşa mahkum edilmiş…

Batı ise mütevazi, Beyaz Ev‘de yükselişini sürdürmüş.

Gün onlara doğmuş, biz ise ak saraylarda karanlıkta kalmışız.

Çağ atlayan, Batı’nın daha da ilerlemesi için “tıpkı şimdi olduğu gibi” enerji ihtiyacı hasıl olmuş…

Enerji de ne hikmetse bizim üstünde gezdiğimiz toprakların altında…

“Vahşi batının” aç kurtları bu sefer sofrayı kurmuş, Osmanlıyı pay etmiş…

Bizi, parçalamak için de bizi birleştiren ümmetçiliğimize, karşı ırkçılığı kullanmış.

Türkmen ile Arap ittifakını, Türkmen ile Ermeni ittifakını, Türkmen ile Gürcü ittifakını, Türkmen ile Yunan… Bulgar, derken balkan halkları bütün birliğimizi, dirliğimizi bozmuş…

Koca Osmanlı yok olup gitmiş.

19 Mayıs 1919’da, umut bir gemiyle İstanbul’dan ayrılmış…

Geride sadece; bir avuç toprak Anadolu ve Türkmen ile Kürt ittifakı kalmış.

Dün; sağcı-solcu, Alevi-Sünni, laik-antilaik, Kemalist-irticacı diye kavga edip durduk.

Ermeni terör örgütü, Asala çıkmış onu geriye çekmişler…

Kürt ile Türkmen ittifakını bozmak için ihaleyi kanlı terör örgütü PKK’ya vermişler…

Kavga sürüyor.

Birisi diğerini hep “sızma” olmakla suçluyor.

Mesele, çok basit aslında, 20 milyon Kürt sızma olamayacağı gibi, 6 milyon Türkmen de doğduğu topraklarda sızma olamaz…

Sızma 4 kişi bilemedin 40 kişi ile olur…

İktidar hırsıyla, Anadolu’dan çıkan 400 bin kişilik bir zümreye “sızma” deniyorsa…

Üstelik baba öz evladına sızma diyorsa ortada ciddi bir sıkıntı var demektir.

Bu bölünme Moğol, istilasından da beter bir şey.

Artık, Kapadokya yeniden bela ve imtihan beldesi.

Türkmen’in,
hayatı da öyle.

Yine, bir iftiraya kurban gittik.

Bir tane delil yok ortada çıkmış şeyin birisi sana “terörist” diyor.

Bin, tavşan bir at etmez… Bin, şüphe de bir delil etmez.

Lakin, insaf da olmayınca…

Alay da ederler…

Anamıza, avradımıza da söverler…

Tehdit, olmadı tahdit…

Gerçekleri anlatıyorsun dinlemiyorlar…

Allah’a, havale ediyorum.

Allah, bildiği gibi yapsın diyorum.

Ben, Anadolu’yu daha hayatımın baharında bin bir geçim derdiyle 17 yaşında terk etmişim…

Hayatımın 22 yılını, baharını da yazını da eski Sovyetler coğrafyasında geçirdim.

Yeryüzü geniş rızkı veren de Allah…

Sabredeceğiz.

Başka çarem de yok.

Zulme sessiz kalıp dilsiz şeytan olamam!

İlticaya devam ederim…

Anadolu’nun,
zalimleri sınırlara dikenli teller beton duvarlar öre dursun…

Batıda, sınırların bir önemi de kalmadı.

Göbek kanımızın damladığı topraklardan bizi, “sızma” diye kovan bir takım dönmeler “birlikte yaşama” fırsatını teperek kendi sonlarını hazırladı.

Anadolu’ya, girişimizi hala hazmedememiş bu güruh dümene geçmiş.

İçinde bulundukları gemiyi kayalıklara sürüklüyor.

Beni, o gemiden denize attınız… Adaşım, Yunus (a.s.) gibi..

Balığın karnındayım…

Çocuklarımıza, kimlik vermediniz…

Pasaportlarımızı iptal ettiniz…

Dua ve istiğfar ile belki batının; demokratik, hukuk, insan hakları ve özgürlüklerinin olduğu sahili selamete çıkarız…

Siz de, dua ve istiğfar edin belki geminiz batmaktan kurtulur…

Zulüm biter, zalim gider…

Hukuk, evrensel değerler, barış, özgürlük, demokrasi gelir…

Birlikte gül gibi yaşar gidersiniz…

Ben, nasıl olsa mülteciyim, dedem de mülteciydi…

Bir kapıyı kapatan, Mevla başka bir kapıyı açar…

Bulduğumuz yere, yerleşir yeniden düzenimizi kurarız.

Bu dünyada zulümle zafer kazanmaktansa, mazlum olup iltica etmeyi tercih ederim.

Neticede, ecel herkese gelecek bir gün.

Uğrunda savaştığınız, o çakma zafer sonrasında kazandıklarınız ölüm meleğini görünce elinizden kayıp gidecek.

Zulüm ile abat olan, bizi doğduğumuz beldeden süren zalimler sonunda berbat olup gidecek.

Şöyle bir bak, 10 bin yıllık Kapadokya topraklarına ibret al…

Tarih boyunca, “İlahi kural” hiç değişmedi: zalimler hep helak oldu.

Ama iş helak olmakla bitmiyor ki!

Sonuçta herkes bir gün asıl vatanımız, ahretin kapısı kabristana iltica edecek.

Esas olan, yerin altına zalim olarak girmemek.

Çünkü, orada zalimler için azap dolu bir cehennem bir de, hicret eden mazlumlar için vaat edilmiş bir cennet var…

@erdogduy | YUNUS ERDOĞDU – yunuserdogdu@hotmail.com

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close