Haberler

Obama’nın mirası… [FOTO GALERİ]

Breaking Bad dizisindeki rolüyle hafızalara kazınan ünlü aktör Bryan Cranston, yakın zamanda bir TV filmi için eski ABD Başkanı Lyndon B. Johnson’ı canlandırır. New York Times gazetesi, bu fırsatı kaçırmayıp ‘eski başkan’ Cranston’la, şu anki başkan Barack Obama’yı ortak bir röportaj için Beyaz Saray’da bir araya getirir. Cranston, içeri girdikten ve etrafa şöyle bir bakındıktan sonra, “Güzel mekân! Ne zaman satılığa çıkarıyorsun?” der. Obama’nın cevabı da aynı şekilde esprilidir: “Ben sadece kiracıyım. Depozitoyu geri almaya bakıyorum.”

obama spot 3Dünyanın bizim yaşadığımız tarafından bakınca, büyüleyici bir tablo bu (sadece ünlü bir aktörle röportaj vermesi değil). Son katıldığı programların çoğunda, “Üçüncü dönem!” şeklinde tezahüratlar alan birinden bahsediyoruz. POLITICO/Morning Consult anketlerine göre üstelik Amerikan halkının yüzde 53’ü hâlen Obama’nın “İşini düzgün yaptığını” düşünüyor. Seçmenin yüzde 51’i Obama’nın 8 yıllık başkanlığından ‘memnun’ olduğunu ifade ediyor. Bu tablo büyüleyici, zira dünyanın bizim yaşadığımız tarafında siyasetçiler böyle anketler için her şeylerini vermeye hazır. İşte bakın Gambiya Cumhurbaşkanı Yahya Jammeh, elinde Kuran’la gezen Afrikalı lider, önce seçimi kaybettiği hâlde koltuğu bırakmadı, şimdi de Olağanüstü Hâl (OHAL) ilân etti.

Aslında problemin herkes farkında. Koltuğa oturup bir türlü kalkmak istemeyen siyasetçiler, Ortadoğu’nun da, Afrika’nın da en büyük problemi. Asıl demokrasinin seçimle iktidarı belirlemek değil iktidarı barışçıl bir yöntemle bir başkasına aktarabilmek olduğu, tecrübelerden edinilen bir bilgi. Ancak çeşitli vesilelerle, bizim liderlerimiz, koltuklarını bırakmak istemiyor. Bakın mesela Uganda’nın devlet başkanı Yoweri Museveni, 1986’da, “Afrika’nın sorunu insanlar değil, bir türlü görevi bırakmayı bilmeyen liderleri” şeklinde bir açıklama yapmıştı. Başkanlıktaki ilk yılıydı o zaman. 30 yıl sonra, Uganda Parlamentosu, yaptığı bir düzenlemeyle ona ‘sınırsız devlet başkanlığı’ hediye etti (tabi teknik olarak kendi kendine hediye etmiş oldu).

Geçen yıl Afrika Birliği toplantısında konuşan Barack Obama, karşısındaki liderlerin belki de yüreğini ağzına getirecek bir noktaya parmak basmıştı. Afrika’da demokratik gelişmenin önündeki en büyük engelin, görev süresi dolan liderlerin kenara çekilmek istememesi olduğunu duyurdu. Üçüncü dönem için yarışsa kazanabileceğini ama anayasal olarak bunun imkânsız olduğunu söyledi muhataplarına. Dünyanın bizim yaşadığımız tarafında pek umursanmayan şu ilkeyi hatırlattı: “Yasa yasadır ve hiç kimse yasaların üstünde değildir, başkan dâhil.”

“Dürüst olmam gerekirse,” dedi Obama, “başkanlıktan sonra hayatıma bakacağım. Her zaman bu kadar korumayla gezemem.” Sonra da, Afrikalı liderlerle ilgili herkesin bildiği ortak sırrı, ABD Başkanı olarak dile getirdi: “Neden bu kadar uzun süre kalmak istediğinizi anlamıyorum. Hele ki bu kadar çok paranız varken.” (En çok bu kısım alkış aldı). Obama’nın en önemli vurgusu, “Benden başka kimse halkı bir arada tutamaz” lafını eden liderlereydi: “O zaman, bir millet inşa etmeyi becerememişsiniz demektir.”

‘UMUT’UN KARŞISINDA ENGELLER ÇOKTU

2008’deki yarışı (parti içinde Hillary Clinton’a, genelde John McCain’e karşı) kazanıp 2009’da Beyaz Saray’a yerleştiğinde, bütün dünyada “Değişimin ayak sesleri” heyecanı uyandırmıştı Obama. George W. Bush döneminde önce 11 Eylül 2001 terör saldırılarıyla sarsılan, ardından dışarıda Afganistan ve Irak’a açtığı savaşla, içeride Müslümanlara yönelik yürüttüğü ‘güvenlik politikası’ ile toplumu kutuplaştıran siyaset, Obama’nın itidalli yaklaşımıyla Amerikan halkını yeniden umutlandırmıştı.

obama spot 1Gelgelelim, Obama’nın başkanlığı da, etkileri itibariyle 11 Eylül’le kıyaslanabilecek ölçekte bir sarsıntıyla başladı. ABD’de baş gösteren ‘mortgage krizi’ ve global ekonomik kriz, Avrupa’da İspanya, İtalya ve Yunanistan gibi ülkeleri vurdu. Dünyanın hemen her yerinde ciddi anlamda etkisi hissedilirken ABD’nin en önemli finans kuruluşları iflas etti. İnsanların “Kelle istiyoruz!” dediği noktada Obama, diplomasiyi seçti ve radikal bir değişimden ziyade mevcut durumu kurtaracak hamlelere yöneldi. Pek kimseyi memnun edemedi.

2008 krizinin ABD halkına da ağır faturaları oldu ancak Obama’nın bu 8 yıllık süreçte ekonomiyi düzlüğe çıkardığını hatta çoğu yerde yaraları sardığını söylemek gerekiyor. Dahası, ekonomik krizin bütçelerde yaşattığı sıkıntıya rağmen, topluma bedava sağlık hizmeti sunmanın (Obamacare) yollarını arayarak ‘refah devleti’ adımları attı. Ekonomik krizlerin temelindeki problemin istihdamda yattığını görerek, ekonomiyi iyileştirme yolunda özellikle yeni istihdama odaklandı. Böylece 2008’deki krizde işlerini kaybeden insanların yeniden hayata dönüşünü sağladı.

TERÖRLE MÜCADELE DOKTRİNİ SÜRDÜ

ABD tarihinde ilk kez Afrika kökenli, siyah bir Amerikalının Oval Ofis’te oturuyor olması, çok kültürlülük ve eşitlik yanlıları için çok şey ifade ediyor. Ancak Obama bile ‘kurumsal ırkçılık’ denen şeyi yenemedi. Amerikan polisinin ‘tehlike algılayarak’ ateş açtığı ve öldürdüğü Amerikan vatandaşlarının çoğunluğu hâlâ siyahlardan oluşuyor. Üstelik pek çoğunun ‘tehlike arz etmediği’ ispatlanmışken. Obama’nın başkanlığı döneminde, siyahların çoğunlukta olduğu St. Louis gibi şehirlerde isyanlar çıkması, problemin de derinliğini gösterdi. Bununla beraber bireysel silahlanmanın getirdiği şiddete karşı hamleleri, Meclis’te ve Senato’da çoğunluğu elinde tutan Cumhuriyetçiler tarafından engellendi.

Vaatleri arasında ABD Ordusu’nu Afganistan ve Irak’tan geri çekmek vardı. Bush’un doktrini olan ‘küresel teröre karşı Savaş’ta, dünya Obama’dan farklı bir yaklaşım bekliyordu zira. Gerçekten de ABD hem Afganistan hem de Irak’ta daha az etkin bir pozisyona geçti. Askerî gücünü geri çekip diplomatik ağırlığını yansıttı. Irak’ta Nuri Malikî’nin politikaları, ABD’nin yokluğunu bir çeşit iç savaşa döndürdü. Afganistan’da Taliban hiç olmadığı kadar güçlendi ve ülke Pakistan’la ciddi bir krizin eşiğinde.

ABD Ordusu, Obama döneminde insansız hava araçlarıyla (İHA) Ortadoğu’da ağır çekim bir katliam yaptı. ABD hükümetine göre Ocak 2009’la 2015’in sonu arasında, Pakistan, Yemen, Somali ve Libya’daki 473 İHA bombasıyla ‘64 ile 116 arasında’ sivil hayatını kaybetti. Araştırmacı Gazetecilik Bürosu’nun rakamları ise 380’le 801 arasında değişiklik gösteriyor. Ancak Obama döneminde yaşanan iki önemli gelişme, ‘terörle Mücadele’nin Amerikan halkındaki meşruiyetini güçlendirdi. Önce El Kaide lideri Usame bin Ladin öldürüldü, ardından ABD Senatosu, CIA’in terör şüphelilerine işkence ettiğini kayıt altına aldı ve istihbaratın ciddi soruşturma geçirmesini sağladı.

2010’da Wikileaks belgeleri, 2013’te Snowden’ın Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) belgeleri Amerika’nın dünyadaki imajı açısından sarsıcıydı. Ortadoğu’daki diktatörlerle kurulan etik-dışı ilişkiler, Amerikan vatandaşlarını olduğu kadar dünya liderlerini bile dinleyip takip edebilecek yetkinlikte sistemler, gazetecilerin Obama’yı ve yetkilileri defalarca köşeye sıkıştırmasına sebep oldu. Öyle ki, pek çok yorumcu, 2010’daki Wikileaks belgelerinin, Arap Bahar’ının yaşanmasına sebep olduğunu söyledi.

‘ARAP BAHARI’NIN BEKLENMEDİK SONUÇLARI

Obama yönetiminin en büyük krizlerinden birisi de, işte bu Arap Baharı’ydı. Tunus’ta başlayan gösteriler Mısır’a, Libya’ya, Suriye’ye uzandı. Ortadoğu’nun on yıllardır koltuğunda oturan diktatörleri, devrilmeye başlamıştı ve herkes bunu bir ‘domino etkisi’ çerçevesinde açıklama eğilimindeydi. Obama, 2009’da Mısır’ın başkenti Kahire’de “Yeni Bir Başlangıç” adı verilen bir konuşma yapmıştı ve ‘komplocular’ Arap Bahar’ının bu çerçevede bir ayaklanma olduğuna çabucak ikna olmuştu. Obama’nın Ortadoğu için vizyonu, ekonomik kalkınma, demokratik katılım ve sivil toplumun güçlendirilmesine dayanıyordu.

Nitekim Arap Baharı kısa sürede Arap Kışına döndü. Uyanışın kalbi olan Mısır’da ordu darbe yaparak hâkimiyeti ele geçirdi. Suriye’deki ‘uyanış’ Ortadoğu’daki güç savaşının vekâlet savaşlarıyla icra edildiği bir noktaya vardı ve hâlen sürüyor. Buradan İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki en büyük ‘mülteci krizi’ doğdu. Libya’daki kargaşada, ABD Elçisi J. Christopher Stevens öldürüldü. Hillary Clinton’ın dışişleri bakanlığı döneminde yaşanan bu gelişmelerin, ona 2016 seçimlerine mal olduğu ise yapılan yorumlar arasında.

Obama (Batılı müttefikleriyle birlikte), Libya’da Kaddafi’nin devrilmesi için çabuk karar verip askerî müdahaleye öncülük etmişti ancak Suriye’de uzunca bir süre buna direndi. Birçokları bu kararın Suriye’deki krizin bugünlere gelmesine sebep olduğunu savunuyor. Ancak Libya’daki konsensüsün ve isyanın başarısının aksine, Suriye’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun iki önemli üyesi Rusya ve Çin’in Beşşar Esad’a doğrudan desteği vardı ve muhalefet henüz hayli cılızdı. Amerika’nın Suriye’deki hataları Obama’nın ‘önce diplomasi’ kuralının bir yansımasıydı ve konu sadece Suriye değil genel anlamda Rusya’nın agresif dış politika izlemeye başlamasıyla ilgiliydi.

RUSYA’YA KARŞI ÇARESİZ KALDI

obama spot 2Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 2008’de Gürcistan’a askerî operasyon düzenleyerek yeni bir dönemin başladığını ilân etmişti adeta. O günden sonra Putin, ‘güvenli’ bulduğu her türlü askerî ve diplomatik müdahaleyi gerçekleştirdi. 2014’te Ukrayna’nın önemli bir kısmını işgal etti. Bunlara bahane olarak, Batı’nın eski Sovyet ülkelerini Rusya’ya karşı kullanmak istemesini öne sürdü. Arap Bahar’ında da fırsatı kaçırmayan Putin, Suriye’ye sonuna kadar destek olarak bölgede varlığını hissettirdi.

Obama’nın son yılları, Rusya’yla yaşanan örtük bir savaşla geçti. Siber savaş çağının belki de ilk büyük hamleleri onun döneminde geldi. Putin’in Avrupa ve Amerika’da popülist sağı desteklemesi karşısında çaresiz kaldı. Ukrayna ve Suriye’deki Rus hamlelerine sadece ekonomik yaptırımlarla cevap veren Obama, bu süreçte Ortadoğu’daki ‘olağan müttefik’ İsrail’in de desteğini kaybetti. Başkan Obama ve son konuşmasında görüldüğü üzere Dışişleri Bakanı John Kerry, İsrail’in Filistin politikasının yanlışlarla dolu olduğunu, Yahudi toplumundan gelen her türlü baskıya rağmen, açıkça söyleyebildi.

Amerika, Bush döneminde kaybettiği ‘ahlakî üstünlüğünü’ Obama döneminde yeniden kazandı denebilir. Batı’da popülizmin yükseldiği günümüzde, ‘ahlakî üstünlük’ hiçbir şey ifade etmese de, Obama’nın talk şovlarda ve Youtube videolarında yaptığı esprilerle dolu konuşmaları gelecek kuşaklara ilham vermeye devam edecek. Yaptıkları kadar yapamadıkları da dünyanın geleceği için yol gösterici olacak.

Obama, 20 Ocak itibariyle ofisini Donald Trump’a bırakırken, yorgun ve çok fazla yara almış devasa bir transatlantiği kıyıya yanaştırmaya çalışan kaptan gibi. Ancak şimdi herkes, Trump’ın o gemiyi alıp dev dalgalar arasına dalmasından korkuyor. Dünya siyasetinde ABD’nin etkisinin nispeten azalacağı, Avrupa’nın Rusya’ya karşı yalnız kalacağı, Ortadoğu’da düzenin Rus (biraz da Çin) yanlısı olarak dönüşeceği bir döneme giriyoruz. Kemerlerinizi bağlayın!

Haber-Yorum: Kemal Ay – tr724

Etiketler

Ukrayna Haber

Ukrayna'nın, ilk Türkçe haber sitesi.

Bir Cevap Yazın

İlgili Makaleler