AnalizHaberler

Ama adamlar yol yaptı!

Reklam

Bu, son yıllarda en az “çalıyorlar ama çalışıyorlar” kadar yaygın bir ifade. Kötü gidişata dair ne zaman iki çift söz edecek olsak hemen lafı ağzımıza tıkayan AKP yandaşlarının ezberindeki kalıp cümlelerden biri. Sadece ülkesini değil, dünyayı kana bulayan Hitler’in de en büyük icraatlarından birinin yol yapmak olduğunu, üstelik o yolların iki kış geçirmeden delik deşik olan duble yollar cinsinden değil, bugün bile kullanılan sağlam otobanlar olduğunu söyleseniz nafile.

Mademki “Ama adamlar yol yaptı!” kalıbı AKP iktidarı bileşenlerine güçlü bir dokunulmazlık sağlıyor, öyleyse biz de aynı kalıpla konuşalım bari.

Hakikaten adamlar neleri neleri yol yapmadı ki?

Hırsızlığı yol yaptı!

Yolsuzluğu yol yaptı!

Usulsüzlüğü yol yaptı!

Rüşveti yol yaptı!

Kara ve gri parayla iş görerek servet edinmeyi yol yaptı!

Büyük işlerden büyük, küçük işlerden küçük komisyon almayı yol yaptı!

Başta İstanbul, çevreyi ve doğal zenginlikleri talanı yol yaptı!

Yer üstü ve yeraltı zenginlikleriyle ülkeyi yağmayı yol yaptı!

Hukuksuzluğu, keyfiliği yol yaptı!

Haramiliği yol yaptı!

Yasa ve anayasa ihlalini sıradanlaştırıp yol yaptı!

Yargıyı parti aparatına dönüştürmeyi yol yaptı!

Bürokrasiyi yandaşa, polisi milise çevirmeyi yol yaptı!

Despotluğu, zulmü yol yaptı!

Baskıyı, tehditi, korkutmayı, yıldırmayı, sindirmeyi yol yaptı!

Yasağı, sansürü yol yaptı!

Şehirleri aylarca kapatıp taş üstünde taş bırakmamayı yol yaptı!

Sözde kayyımlar atayarak insanların helal mülklerini gasp etmeyi yol yaptı!

Aynı yolla yandaşa servet transferini yol yaptı!

Hasetle baktığı başarılı özel okullara çökmeyi yol yaptı!

En temiz şirketleri, lekesiz holdingleri karalayarak iç etmeyi yol yaptı!

Misafir edildiklerinde göz koydukları otelleri yağmayı yol yaptı!

Eleştirel gazeteleri gasbı yol yaptı!

Havuza girmeyen televizyonları susturmayı yol yaptı!

Her muhalife “terörist” demeyi yol yaptı!

“Terörist” diyerek masumlara zulmü yol yaptı.

Binlerce hayırseveri gözaltına almayı, tutuklamayı yol yaptı!

Kurban bağışını, öğrenci bursunu, sadakayı, zekatı, orucu, iftarı terör faaliyeti saymayı yol yaptı!

Duayı, kitabı, tespihi, takkeyi terör aleti saymayı yol yaptı!

Başörtülü bacılara, ak saçlı analara kelepçeyi yol yaptı!

Seksenlik dedeleri, binlerce hayırseveri içeri atmayı yol yaptı!

Emzikli bebeleri annelerinden ayırmayı yol yaptı!

Ölüm yatağındaki evlatlardan babaları ayırmayı yol yaptı!

Ballı kamu ihalelerini yandaşa peşkeş çekmeyi yol yaptı!

Medyanın tamamını havuzlaştırıp borazanlaştırmayı yol yaptı!

Can Erzincan TV gibi farklı en ufak sesleri bile susturmayı yol yaptı!

1 litre benzine bedelinin 4 katı vergiyle milleti soymayı yol yaptı!

ÖTV, kayıp-kaçak gibi sistematik soygunu yol yaptı!

Kamu gücünü kişisel kinlerle kullanmayı yol yaptı!

Tüyü bitmemiş yetimin hakkıyla şatafatlı saltanat sarayları, villaları dikmeyi yol yaptı!

Devleti ve kurumlarını babalarının çiftliği gibi görmeyi yol yaptı!

Sadakaya muhtaç ettiği milleti kamu kaynaklarından dağıtıp kendilerine bağlamayı yol yaptı!

Dini, manevi, milli, tarihi ve kültürel değerlerin vıcık vıcık istismarını yol yaptı!

Başka ülkelerin içişlerine burun sokmayı yol yaptı!

Mezhepçiliği, ötekileştirmeyi, şeytanlaştırmayı, düşmanlaştırmayı yol yaptı!

Şahsi ihtiraslarına göre dış siyasete yön vermeyi yol yaptı!

İhtiraslarının peşinde radikal terör örgütleriyle alengirli ilişkileri yol yaptı!

Kiraladığı ahlaksız trollerle insanlara küfrü, havuz tetikçileriyle karakter suikastini yol yaptı.

Yalanı, iftirayı yol yaptı!

Mürailiği, ikiyüzlülüğü yol yaptı!

Kendi halkına karşı cihadı, mallarını ganimet görmeyi yol yaptı!

Eee daha ne olsun? Adamlar bayağı yol yapmış işte!..

BÜLENT KENEŞ | YENİ HAYAT

Cuma, 09 Ekim 2015 23:18

Bülent Keneş, bir tweet için gazete binasında gözaltına alındı

İstanbul Emniyet Müdürlüğü ekipleri, attığı tweetler nedeniyle hakkında yakalama kararı çıkartılan Today’s Zaman Genel Yayın Yönetmeni Bülent Keneş’i gözaltına almak için Zaman gazetesi binasına geldi. Keneş, canlı yayında gözaltına alındı. Gazete çalışanları, yakalama kararını protesto etti.

Çıkarıldığı hakimlik tarafından dün adli kontrol konularak serbest bırakılan Today’s Zaman Genel Yayın Yönetmeni Bülent Keneş hakkında tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkarıldı. Emniyet mensupları, Bülent Keneş’i tutuklamak için Zaman Gazetesi’nin Yenibosna’daki merkez binasına geldi. Emniyet mensupları, karar gereğince Keneş’i gözaltına aldı.

Today’s Zaman Genel Yayın Yönetmeni Bülent Keneş hakkında, attığı tweetler nedeniyle dün reddedilen tutuklama talebi, bugün savcı Umut Tepe’nin itirazı üzerine dün ‘serbest’ kararı veren 4. Sulh Ceza Hakimi Recep Uyanık tarafından kabul edildi.

Recep Uyanık, Keneş hakkında “Cumhurbaşkanına hakaret’ suçlaması ile yakalama kararı çıkardı. Keneş, hakkında tutuklanmak üzere yakalama kararı çıkarılmasına dayanak olarak CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun sözlerini yorum eklemeden paylaşmasının da aralarında olduğu 14 tweetleri gösterildi. Dün çıkarıldığı hakimlik tarafından adli kontrol konularak serbest bırakılan Today’s Zaman Genel Yayın Yönetmeni Bülent Keneş hakkında tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkarıldı.

Dün çıkarıldığı hakimlik tarafından adli kontrol konularak serbest bırakılan Today’s Zaman Genel Yayın Yönetmeni Bülent Keneş hakkında tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkarıldı.

Attığı bazı tweetler ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir tweetini retweet eden Keneş hakkında basın savcısı Umut Tepe ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ suçlamasıyla soruşturma açmıştı. Dün açılan dava sebebiyle İstanbul 4. Sulh Ceza Hakimliği’nce sorgulanan Keneş yurt dışına çıkış yasağı konularak serbest bırakılmıştı. Bugün ise savcılık hakimliğin kararına itiraz etti. Keneş’in serbest kaldıktan sonra da tweet atmaya devam etmesini gerekçe gösteren savcı Tepe, tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkarılması için hakimliğe dilekçe sundu. Talebi değerlendiren İstanbul 4. Sulh Ceza Hakimliği talebi kabul ederek Keneş hakkında yakalama kararı çıkardı.

BÜLENT KENEŞ’E YAKALAMA KARARINA GELEN TEPKİLERDEN BAZILARI;

Türkiye Gazeteciler Federasyonu BaşkanıYılmaz Karaca:

Bu tür olaylarla basın özgürlüğü ihlal ediliyor. Seçimin yaklaştığı dönemde gazetecilere bu denli baskı uygulanması kabul edilemez bir olay. Özellikle bir gazetenin genel yayın yönetmeninin tutuklanması hem basın özgürlüğüne hem de ifade özgürlüğüne açık bir darbedir.

Çağdaş Gazeteciler Derneği Başkanı Ahmet Abakay: Gazetecilerle oynuyorlar

“Türkiye’de adeta gazetecilerle evcilik oynuyorlar. Tutuklanmayan gazeteciyi intikam için yeniden çağırıp, tutukluyorlar. Bu durum gazetecilerin ne denli zor şartlar altında çalıştığının ve onlara denli öfke duyulduğunun en somut örneği. Arkadaşımın en kısa sürede tekrar özgürlüğüne kavuşabilmesini ve yazılarına devam edebilmesini diliyorum.

Yeniasya Gazetesi GYY Kazım Güleçyüz:

Bu karar hukuksuzluğun hızlanarak devam ettiğini gösteriyor. Rahatsız olunan muhalif duruşuyla iktidarı rahatsız insanların sindirilmek, susturulmak suretiyle diğer muhaliflere de gözdağı verildiği neticesi çıkıyor bu yapılanlardan. Özellikle basın üzerinden bunun yapılmış olması hem içerde hem dışarda çok ciddi anlamda mevcut olan şu ana kadar yapılmış olanları yol açtığı tepkilerin daha da tırmandıracaktır diye düşünüyorum. Özellikle Avrupa Birliği mahfillerinin basın özgürlüğü anlamındaki bu ciddi ihmalleri çok yakın takip altında tutabiliyoruz. Aynı şekilde Amerika yönetiminin de gözü Türkiye üzerinde. Artık içe kapalı bir ülke olmayız. Bu gün ki dünya şartları içerisinde. Ülkeyi yönetenlerin görmüyor olması mümkün değil. Özellikle son dönemde ki siyasi boşluk. Bir takım daha derin mahfillerin at oynatabilecekleri bir ortam oluşturdu. Şuan da onlar büyük ölçüde iş başında. Ergenekon, Balyoz tahliyelerinin ardından bu tarz şeylerin tırmanışa geçmiş olması zaten ciddi suçlamalarla yargılanan daha sonra bırakılan o dönemde yapılanların intikamı ve rövanşını alacağız şeklinde ve çok açıktan tehditler yaparaktan içeride bırakıldıklarında öyle gözdağı verilerek bu günlere geldiler. Ondan sonra zaten bu hadsizlerin bu şekilde bir seyir takip etmesi tesadüf olmasa gerek. Yani Türkiye demokrasi noktasında, demokrasinin kazanımlarını koruma noktasında çok ciddi bir riskle karşı karşıya. Tüm demokrasi hassasiyeti olan kesimlerin bu gidişatın farkına varıp bu istikamette ciddi bir güç birliği oluşturmaları lazım ki bir demokrasi konvoyu ve direnç ortaya çıksın. Böylece bu gidişata bir demokrasi hukuk freni koyabilsinler. Bunun çok çok şiddetle ihtiyaç duyulduğu günlerdeyiz. Bunun daha fazla ertelenmemesi lazım.

P24 Kurucusu Gazeteci Yazar Yavuz Baydar:
“Bu karar, Türkiye’de bütün bu gelişmeler hukukun iyice rayından çıktığını gösteriyor”

Bu karar, Türkiye’de bütün bu gelişmeler hukukun iyice rayından çıktığını gösteriyor. Bu bir hukuk rezaletidir, nokta.

Hürriyet Daily News Genel Yayın Yönetmeni Murat Yetkin:
“Bir kişinin tweet attığı için tutuklanmasında bu kadar ısrar edilmesini anlamak cidden çok zor”

Basına yönelik her türlü baskıya, dün de karşı çıktık bugün de karşı çıkmak lazım. Bir kişinin tweet attığı için tutuklanmasında bu kadar ısrar edilmesini anlamak cidden çok zor. Üzüntü duyuyorum bu durumdan.

Gazeteci Yazar Nazlı Ilıcak: “Bunların, hakaret olmadığını düşünüyorum. Verilen kararı kınıyorum”

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne göre makam sahibi insanlar daha çok eleştiriye açık olmalıdır. Çok ağır açıklamalar bile fikir özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilebilir. Bugüne kadar gelen Cumhurbaşkanlarını eleştirenler tutuklanmadı. Bunların, hakaret olmadığını düşünüyorum. Verilen kararı kınıyorum.

Prof. Dr. Mehmet Altan:
“Türk Ceza Kanunu’nda olmayan ceza uydurmak bir sonun başlangıcı, çıldırmışlık başka bir şey değil.”

Türk Ceza Kanunu’nda tweet atmaya devam etti diye bir ceza maddesi var mı? Türk Ceza Kanunu’nda olmayan ceza uydurmak bir sonun başlangıcı, çıldırmışlık başka bir şey değil. Böyle gerekçelerle birilerinin özgürlüğünü sınırlandırmak istemenin sağ duyulu mantıklı devlet anlayışında yeri olabilir mi? Nasıl bir korku ve panik var ki buralara geldi Türkiye.

Prof. Dr. Sedat Laçiner: “Demokratik bir ülkede hayali dahi kurulamayacak despotik işler bugünün Türkiye’sinde sıradanlaştırmaya çalışılıyor.”

Susturma girişimidir bu. İnsanlar muhalif gazeteciler, yazarlar susturulmaya çalışılıyor. 7 tane televizyon kanalının susturulmaya çalışıldığı dönemde bir tesadüf değil bu. Hem kanallar hem yazarlar susturulmaya çalışılıyor. Kanunsuz bir işlem bu. Demokratik bir ülkede hayali dahi kurulamayacak despotik işler bugünün Türkiye’sinde sıradanlaştırmaya çalışılıyor.

CHP İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş: Bülent Keneş’e yönelik uygulama, “düşman hukuku”dur. Savcı, Kaçak Saray için hukuku katlediyor. Faşizmin bugünkü hedefleri: Uğur Dündar, Necati Doğru ve Bülent Keneş oldu… Bir sağdan bir soldan anlayışı devam ediyor. Sayın gnl bşk Kılıçdaroğlu’nun tweetini paylaştığı için ceza verilen Keneş’e yönelik tutum, AKP’nin aklını tamamen yitirdiğini gösteriyor. AKP ve Kaçak Saray, Bülent Keneş nezdinde tüm muhalefete gözdağı vermek istiyor. Korkmayacak, yılmayacak ve bu karanlık dönemi bitireceğiz.

Keneş’i tutuklamaktaki ısrar, Kaçak Saray’ın dünyayla bağlarının tamamen koptuğunun göstergesi… Diplomasi çevrelerine seslenen bir gazetenin yöneticisinin içeri atılmaya çalışılması gözlerini kararttıklarını gösteriyor. Bunlar çöküşün işaretleridir. Uğur Dündar ve Necati Doğru, bu ülkenin yüz akı iki gazetecisidir. Bugün her ikisi yeni bir şeref madalyası daha almıştır. Meslektaşı olmaktan onur duyduğum Uğur Dündar ile Necati Doğru’ya ceza verdirtenler tarihin çöplüğündeki yerlerini alacaklardır. Tarih, bugün gazetecilere zulmedenlerden lânetle, baskıya uğrayanlardan ise şerefle söz edecektir. Keneş için tweet atmaya devam ediyor diye tutuklama istemek, hukukun ırzına geçmektir. Bu kararı verenlerle aynı çağda yaşadığım için utanıyorum.

Attığı tweetlerden dolayı gazeteye gelen Terörle Mücadele Şube ekipleri tarafından gözaltına alınan Today’s Zaman Genel Yayın Yönetmeni Bülent Keneş‘e gazeteci meslektaşları tweetlerle destek oldu.

Attığı bir tweetten dolayı gözaltına alındıktan sonra mahkemede serbest kalan Gazeteci Sedef Kabaş, “Dünyanın her yerinde tweet attı diye tutuklanan bir gazete genel yayın yönetmeni HABERDİR… Bakalım kaçı yazacak @bkenes #BasınÖzgürDeğil.”

Gazeteci Aslı Aydıntaşbaş:”Bülent Keneş’in tutuklanmasını kınıyorum. Nokta. Şu cemaat, bu HDP’li diye bakmanın alemi yok. Mesele, memlekette gazeteci kalmadı.

Gazeteci Yavuz Baydar: “Tutuklama kararı derhal kaldırılmalı.”

Gazeteci İsmail Saymaz:
“Bülent Keneş’in tweet attı diye tutuklanmak istenmesi, hukuksuzluğun dibi, ifade özgürlüğünün katlidir. Dün cemaat hakkında kitap yazanın tutuklanması ne ise bugün eleştirel tweet atanın tutuklanması da odur. Bülent beyi tutuklamak, bizim eşit ve özgür bir platformda cemaati ve zaman grubunu eleştirme hakkımızın da elimizden alınmasıdır.”

MÜRSEL GENÇ, ESAT ÖZET, SÜLEYMAN KAYHAN, ÖMER KESKİN | İSTANBUL – ZAMAN

Kategori Medya
Pazartesi, 23 Aralık 2013 19:00

Recep Tayyip Erdoğan neyimiz olur?

Diyorlar ki: “Gerekirse Başbakan’a secde bile ederim.” (Bakınız eski ölümüne Erdoğan muhalifi gazeteci-yazar Fatih Altaylı’nın 4 Haziran 2013 tarihli ifadelerine.)

Diyorlar ki: “Başbakanımız bizim için ikinci peygamberdir.” (Bakınız AKP Aydın İl Başkanı İsmail Hakkı Eser’in 3 Şubat 2010 tarihinde yaptığı konuşmaya.)

Diyorlar ki: “Hazreti Mehdi Recep Tayyip Erdoğan’dır inşallah.” (Bakınız Facebook’ta açılmış bir fan sayfasına.)

Diyorlar ki: “Erdoğan için her gün iki rekat şükür namazı kılınmalı.” (Bakınız şimdi İstanbul Milletvekili olan Of’un AKP’li eski Belediye Başkanı Oktay Saral’ın 6 Şubat 2010 tarihli konuşmasına.)

Diyorlar ki: “Erdoğan’ı halife-i ru-yi zemin olarak tanıyor ve biat ediyorum” (Bakınız Erdoğan yanlısı gazeteci Atılgan Bayar’ın 23 Ağustos 2013 günü saat 17:20’de attığı bir twitter mesajına.)

Diyorlar ki: “Rize, İstanbul ve Siirt mübarektir.” (Bakınız Devlet Bakanı ve Avrupa Birliği Başmüzakerecisi olan Egemen Bağış’ın 10 Şubat 2013 tarihli konuşmasına. –Rize, Erdoğan’ın doğduğu şehir, İstanbul Erdoğan’ın siyaset sahnesine ilk çıktığı şehir, Siirt Erdoğan’ın eşinin doğduğu ve Erdoğan’ın ilk kez milletvekili seçildiği şehirdir.–)

Diyorlar ki: “Sayın Başbakanımıza dokunmak bile inanın bence ibadettir.” (Bakınız AKP Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin’in 21 Temmuz 2011tarihli konuşmasına.)

Diyorlar ki: “Fatma birçok şeyden ayrılabilir ama AK Parti’den, Başbakanından ayrılamıyor. Fatma canını Başbakan ve AK Parti’ye kurban eder.” (Bakınız AKP Ağrı Milletvekili Fatma Salman’ın 12 Ocak 2013 tarihli konuşmasına.)

Diyorlar ki: “Kazlıçeşme Meydanı’na gitmek farz-ı ayndır.” (Bakınız AKP Gençlik Teşkilatı’nın 17 Haziran 2013 tarihli açıklamasına. Gezi Parkı protestolarına karşı Erdoğan’ın düzenlediği miting kastediliyor.)

Diyorlar ki: “Erdoğan benim ‘Atam’dır.” (Bakınız ölümcül Erdoğan ve AKP karşıtlığından birkaç yıl önce keskin dönüş yapıp, en önde giden Erdoğan övücüsü haline geldiği için Başbakan Başdanışmanlığına getirilen komplo teorisyeni Yiğit Bulut’un 11 Mart 2013 tarihli ifadelerine.)

Diyorlar ki: “AK Parti’li olmak Başbakan’a nikahla bağlanmaktır.” (Bakınız AKP Gölcük Düzağaç Mahallesi Kadın Kolları Başkanı Nuran Yıldız’ın 25 Mayıs 2013 tarihli açıklamalarına.)

Diyorlar ki: “Allah’a yemin ederim ki Erdoğan, Türkiye’nin ilelebet, ezeli ve ebedi başkanıdır.” (Bakınız daha yakınlarda kendi partisini lağv ederek iktidar partisine iltihak eden AKP Başkan Yardımcısı Süleyman Soylu’nun 3 Şubat 2013 tarihli konuşmasına.)(*)

Çevresini saran etkili insanlar (belki de tüm etkileri Erdoğan’ın çevresini sardıklarından dolayıdır) son birkaç yıldır demokrasi, hukuk devleti ve temel hak ve özgürlükler açısından akıl almaz bir yere savrulan Başbakan Erdoğan için işte bunları diyorlar. Peki akıl sağlığını, insan olmaktan gelen onurunu ve izzetini henüz yitirmemiş bizler ne diyoruz?

Biz diyoruz ki: Recep Tayyip Erdoğan önünde secde edilecek (haşa) Allah değildir.

Biz diyoruz ki: İnancımız gereği en sonuncusu Hz. Muhammed (sav) olduğu için Recep Tayyip Erdoğan (haşa) ismet sahibi, hatasız ve günahsız bir peygamber de değildir.

Biz diyoruz ki: Şike yasası, Sayıştay yasası, kamu ihalesi yasası, son olarak yargıyı yürütmenin kontrolüne almak üzere çıkarılan yasa benzeri eylemlerle hırsızlık ve yolsuzlukların üstünü örtmek için çırpınan, sırf bu amaçla görülmedik zulüm üzerine zulümler gerçekleştiren Recep Tayyip Erdoğan, dünyayı zulümden kurtaracak ne Mesih’tir ne de Mehdi.

Biz diyoruz ki: Recep Tayyip Erdoğan, varlığına şükür namazı kılınacak ne bir mabut, ne de put değildir.

Biz diyoruz ki: Recep Tayyip Erdoğan’ın ve eşinin doğdukları, Erdoğan’ın siyasete girdiği ve seçildiği beldeler en fazla dünyanın herhangi bir yeri kadar kutsaldır. Onların oralarda doğması veya yaşamalarıyla herhangi bir yer ne fazladan bir şeref kazanır, ne de şerefinden bir şey kaybeder.

Biz diyoruz ki: Recep Tayyip Erdoğan aşkın bir ibadet neşvesi ile dokunulabilecek ne bir azizdir, ne bir ermiştir, ne de havaridir.

Biz diyoruz ki: Recep Tayyip Erdoğan uğruna insanların kendisini kurban edecekleri bir (haşa) ilah değildir.

Biz diyoruz ki: Kendi ülkesinde bile toplumu parça parça bölen Recep Tayyip Erdoğan, İslam alemine liderlik edebilecek ve Müslümanların biat etmesi gereken bir “Halife-i ru-yi zemin” de asla değildir.

Biz diyoruz ki: Topu topu bir siyasal miting olan ve toplumun bir kesiminin diğer kesimleriyle iyice ayrışmasına ve düşmanlaşmasına yol açan siyasal bir araya gelmeler Allah’ın kullarına farz kıldığı bir ibadet değildir.

Biz diyoruz ki: Recep Tayyip Erdoğan, ne atamızdır ne de babamızdır. Ne de her şeyimizi teslim etmek üzere nikah kıydığımız eşimizdir.

Biz diyoruz ki: “Allah’a yemin ederim ki Erdoğan, Türkiye’nin ilelebet, ezeli ve ebedi başkanıdır,” sözü en çiğ ve en pespaye cinsinden su katılmamış bir yalakalık örneğidir.

Özetle biz diyoruz ki: Recep Tayyip Erdoğan ne (haşa) Allahımızdır, ne peygamberimizdir, ne putumuzdur, ne de mabudumuz. Recep Tayyip Erdoğan kurtarıcılığına sığınacağımız Mehdimiz ya da Mesihimiz de değildir. Dahası “halife-i ru-yi zemin” de olmayan Recep Tayyip Erdoğan ne babamızdır, ne de nikahı altına girdiğimiz kocamızdır.

Recep Tayyip Erdoğan, son dönemde verdiği imaj itibariyle sadece ve sadece daha fazla siyasal güç için çırpınan ve hırsı son derece yüksek bir siyasetçidir. Recep Tayyip Erdoğan, bizlerin ve sizlerin birer vatandaş olarak hepimize hizmet etsin diye kendi oylarımızla seçtiği bir vekildir. Recep Tayyip Erdoğan, siyaset ve demokrasinin gereği olarak halkın seçtiği vekillerin kendi aralarından belirledikleri ve insanların hak ve hukukunu gözetmek kaydıyla memleketin yönetimi ile yetkilendirip ve halka hesap vermekle sorumlu kıldıkları bir başvekildir. Yani Recep Tayyip Erdoğan bunların ne daha fazlasıdır, ne de daha azıdır.

Recep Tayyip Erdoğan hakkında onlar öyle diyor, biz böyle diyoruz. İşte tüm sorun da burada başlıyor.

(*) Bu derleme içerisindeki bilgiler http://www.sansursuzhaber.com sitesinden alınmıştır. Ayrıca “biz” kelimesi tevazu gereği “ben” yerine kullanılmıştır. Burada yazılanlar herhangi bir grubun/topluluğun değil, şahsımın görüşleridir.

BÜLENT KENEŞ | TODAY’S ZAMAN – GENEL YAYIN YÖNETMENI

KAYNAK: http://bulentkenes.blogspot.com/2013/12/recep-tayyip-erdogan-neyimiz-olur.html?spref=tw

http://www.ukraynahaber.com.ua/images/stories/arsiv/Levha/Kenes.jpg

Kategori Misafir Kalem
Çarşamba, 12 Eylül 2012 07:15

Dijital medya gazeteleri öldüremeyecek

Gazetecilikte “kötü haber, iyi haberdir” kuralını bu seferlik ihlal edeceğim ve basılı medyanın çok ilgisini çekecek iyi bir haber vereceğim.

Sektörün uluslararası aktörleri nihayet basılı medyanın ölmeyeceği ve dijital medyanın oluşturduğu tüm tehdit ve rekabete rağmen ana medya aktörlerinden biri olarak kalacağı, üstelik de kendisini geliştireceği konusunda tamamen hemfikir oldu.

2-5 Eylül tarihleri arasında Ukrayna’nın başkenti Kiev’de yapılan WAN-IFRA ve WEF toplantılarında her yıl olduğu gibi bu yıl da ağırlıklı olarak dijital medya ve bunun gazeteler için oluşturduğu riskler ve fırsatlar ele alındı. 2007’den beri katıldığım toplantılarda genellikle gazetelerin geleceğine dair son derece moral bozucu bir hava hâkim olurken, bu konuda birbirinden karanlık senaryolar birbirini izlerdi. Bu son toplantıdaki gözlemlerim ise bu tablonun tam tersi oldu. Belli ki dünyanın 88 ülkesinden gelen ve sektöre yön veren 1000’i aşkın gazete patron ve üst düzey yöneticileri, korkularının üstesinden gelmişlerdi. Dijital medyanın yazılı basın için korkulduğu kadar yıkıcı bir tehdit oluşturmadığını görmenin artık rahatlığı içerisindeydiler. Yanlış anlaşılmasın medya patron ve yöneticilerindeki bu rahatlık daha önce yazılı basına korku salan dijital tehdidin tamamen ortadan kalkmasından kaynaklanmıyor. Tam tersine basın sektörünün dijital/mobil/sosyal mecralarla entegre bir şekilde yoluna devam etme esneklik ve becerisine kavuşmasından kaynaklanıyor. Hatta dijital, mobil, tablet ve sosyal medya ile iyi entegre olmuş, yaratılan sinerjiyi ana mecra olan yazılı basın için bir enerjiye dönüştürmeyi başaran markalar tirajlarını ve gelirlerini bile artırmışlar.

Elbette bu, boş boş oturularak kendiliğinden oluşması beklenmiş olan bir başarı değil. Tam tersine bu süreçte, trend yapıcı inovasyonlarla sürekli kendisini yenileyenler ve bilgi/data akışının hızlandığı, kullanıcının maruz kaldığı bilginin hacminin akıl almaz şekilde genişlediği ve bilgi kirliliğinin önemli bir sorun haline geldiği bir dönemde gazeteciliğini sağlıklı, güvenilir ve uygun bilgi/haber ve derinlikli analiz ihtiyacını karşılamak üzere yeniden gözden geçirenler başarılı oldu. Adeta sürekli bir kriz varmışçasına kendisini yenileyerek geliştirenler yeni dönemin kazananları olurken, yeni şartlara kendisini adapte etmekte güçlük çekenlerin herhangi bir başarısından söz etmek ise elbette mümkün değil. Sektörün önde gelenlerinin ortak kanaati, online/mobil/sosyal/dijital medya üzerinden aşırı miktarda akan amatör ya da profesyonel bilgi bombardımanının altında kalan okuyucuların gönül rahatlığıyla güvenebilecekleri kaynaklara (gazetelere) geri dönecekleri yönünde. Bu aşırı yoğun ve tasnif edilmemiş bilgi akışı ve kirliliği pek çokları için artık “enformasyon diyeti”ni zorunlu hale getirmiş durumda. Yoğun bilgi ve haber akışına karşı enformasyon diyetine yönelenler için bilgi/içerik hacminden ziyade edit edilmiş bilginin değeri ve bunun ihtiyaçlarına ne kadar cevap verebildiği önem kazanacak.

Gazete okuyucuları yeni dönemde işlerine yarayacak bir şeyler bulabilmek umuduyla okumaları gereken, ya da okuyamadıkları için doğrudan çöpe giden haddinden fazla malzemeye para ödemek yerine daha az okuyarak ihtiyaç duyduğu bilgileri edinme fırsatı sunan araçlara yönelecek. Yani yeni dönemde okuyucu “daha az okumak için daha fazla para ödemeyi” tercih edecek. Okuyucular için gazetenin ve içeriğinin hacmi (volume) değil, değeri (value) daha büyük bir anlam kazanacak. Bu yüzden belki de yakın gelecekte gazetelerin hacmi ve sayfa sayısının yanı sıra yayın frekansları da azalacak. Gazeteler okuyucularının ihtiyaç duyduğu nitelikli ve onların ihtiyaçlarına uygun haber ve bilgileri haftanın 7 günü yerine belki 5 gün kendilerine ulaştırmayı tercih edecek. Belki de gazetelerin bazıları haftada sadece bir gün yayınlanmaya yönelecek. Araştırmacı gazetecilik ürünü özel haberlerle ve başka hiçbir yerde bulunmayacak içerikleriyle yayın frekansı ve hacmi azaldığı halde gazeteler etkin olmayı sürdürecek ve hatta bu nitelikteki gazetelere yüksek fiyattan saygın okuyucular rağbet gösterecektir. Bu trend zaman içerisinde gazete (newspaper) ve dergi (magazine) karması yeni bir yayın türünü (newszine) de hayatımızın bir parçası haline getirecektir. “Newszine”, gazeteler kadar hayatın içinden ve hızlı, dergiler kadar analitik, özel ve derinlikli olacaktır.

GAZETELERİN GELİR KAYNAĞI

Yeni dönemde gazetelerin gelir kaynakları da şekil değiştirecek. Geçmişte gazetelerin gelirlerinin ortalama yüzde 75’i reklamlardan, yüzde 25’i ise gazete satışından kazanılırken, bugün başarılı işletilen gazetelerde bu oran yüzde 50’şer noktasına çoktan gelmiş durumda. Yakın gelecekte ise gazete satış gelirlerinin toplam gelirin yüzde 75’ine ulaşması genel beklenti halinde. Bu söylediklerimizin Türkiye medya sektörü için henüz çok erken beklentiler olduğunun farkındayım. Ama dünyadaki bu trendin er ya da geç Türkiye’ye de yansıyacağını bilerek hareket etmekte fayda var. Uzmanların yaptıkları analizler ise en pahalı gazetelerin bulunduğu Batılı ülkelerdeki gazetelerin fiyatlarının bile hak ettiğinin çok altında olduğu yönünde. Bunlara göre “okuyucu açısından kabul edilebilir gazete fiyatı” henüz çözümlenememiş bir muamma niteliğinde. Dolayısıyla yüz yıllık gazetelerin önünde bile henüz derinliği test edilmemiş bir fiyat potansiyeli ve kâr marjı bulunuyor görüşündeler. Zaten toplantıda sunulan araştırmaların sonuçları da genelde gazete fiyatına duyarlılığın beklendiği kadar yüksek olmadığı yönünde. Bu yüzden de gazete fiyatlarının optimum seviyeye çıkarılmasının korkulan tiraj kaybına yol açmayacağı kanaati hakim. Tabii burada müşterilerinin bağlılığını/sadakatini kazanmış gazetelerin satış gelirlerinin toplam gelirleri içerisindeki oranını artırmada daha şanslı olacakları öngörülebilir.

Tüm bu söylediklerimiz elbette ki yaşamının ilerleyen safhalarında dijital teknolojilerle tanışarak birer “dijital göçmen” haline gelen bizim neslimizin aksine, doğrudan dijital iletişim ortamına doğarak dijital araçlarla henüz bebekken tanıştıkları için “dijital yerli” olarak adlandırılan 20 yaş altı neslin eğilimlerini görmezlikten gelmemizi gerektirmez. “Dijital yerli” neslin hâkimiyeti arttıkça gazetelerin kendilerini yeni duruma adapte etmesini sağlayacak inovasyonlar gerçekleştirme ihtiyacı da artacaktır. Dijital çağın içinde yol alırken gazete satışını ana gelir kalemi haline getiren medya şirketleri içerik satışı odaklı bu finansal yönetim anlayışını dijital, sosyal ve mobil mecralara da kolayca transfer edebileceklerdir. Bu süreçte belki gazeteler kaybeden tarafta olacak, ama gazetecilik mecra değiştirip web, mobil ve tablet uygulamalarında içerik satışına yönelerek para kazanmaya devam edecektir. Burada asıl püf noktasını sanırım gazetelerin reklam bütçelerinin yüzde 85-90’ının gazetelere, sadece yüzde 10-15’inin dijital mecralara gittiği bir dönemde dahi gazetelerin gelirinin yüzde 50’den fazlasının gazete satışlarından gelmesini sağlamak oluşturuyor. Yani okuyucuyu gazete ya da web/tablet/mobil mecralar üzerinden sunulan içerik için hak ettiği ücreti ödemeye teşvik etmek ve onları buna alıştırmak gerekiyor.

Şüphesiz ki, dijital yerliler çağına geçiş yaptığımız şu kritik dönemde gazete, web, tablet ve mobil mecralar arasında entegrasyon ve sinerji kurmayı başaran medya organları kazanacaklar arasında yer alacak. Ana mecra olmayı sürdürecek olsa da gazeteyi kral ya da kraliçe kabul etmekte ve onun web/tablet/mobil mecraların yanından sadece bir mecra olduğunu kabul etmemekte inat edenler ise kaybedecekler. Yeni dönemde ister gazete, isterse dijital mecrada olsun içerik satışı ana gelir kapısı haline geleceği için özel (exclusive) habere önem vererek, araştırmacı (investigative) gazeteciliğe dönüş ve yatırım yapan gazeteler yine kazananlar safında yer alacak. Kaliteli gazetecilik ürünlerini tek üretim, çoklu yayın ilkesi ya da “tek mutfak, çok restaurant” mantığı doğrultusunda her bir mecraya o mecranın gerektirdiği hız ve kalitede taşımayı başaranlar yeni dönemin başarılı medya kuruluşları olacaklar. Daha fazla ve kaliteli özel içeriğin daha fazla satış, etki ve para demek olacağı bu yeni dönemde içeriklerini (content) başka medya organları ve gazetelerinkinden farklılaştırdıkları oranda gazeteler ve dijital uzantıları başarılı olacaklardır.

Yani özetle, aşırı bilgi akışının, vatandaş gazeteciliğinin ve kullanıcının ürettiği içeriğin (user generating content) niteliksiz hacim açısından alıp başını gittiği bir süreçte araştırmacılık ruhunu yeniden canlandıracak kaliteli/nitelikli gazeteciliğe, iyi editörler tarafından iyice rafine edilmiş bilgiye geri dönüş ve talep hız kazanacaktır. Diyebiliriz ki, 4-5 yıl önce basılı medyanın ölüm fermanı olarak görülen ve endişeli gözlerle bakılan dijital medya artık gerçek ve araştırmacı gazeteciliğe yeniden dönüşün zeminini hazırlamaktadır. Bu yeni gazeteciliğin ürettiği içerik ister kâğıda basılarak, isterse web/tablet/mobil mecralar üzerinden, tabii hak ettiği bedelle, okuyucuya ulaşmaya devam edecektir. İçerik satışına odaklanacak yeni dönem “internette ne varsa tamamen ve ebediyen bedavadır” efsanesinin de sonunu getirecektir.

BÜLENT KENEŞ | TODAY’S ZAMAN – GENEL YAYIN YÖNETMENI

Kategori Medya
Reklam
Etiketler
Reklam

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close