HaberlerŞükrettin Aslanoğlu

Bugün

Belki de bahane aramaya gerek kalmadan yazılabilecekken bir sebep, bir vesile ararız yazmak için…
Oysaki sebebe gerek hissetmeden yazacaktık. Yazı da vazifemiz.  Kısmet, araya çok zaman girdi…

***

Bahane aramadan devam etmemiz gereken bir vazife var, bir hayat tarzı…

Pazara kadar değil mezara kadar; mezara kadar da değil aslında haşre kadar… Mezarda da bozulma ihtimali var; haşre kadar…

Kulluk…

Kulluk hayat tarzımız olmalı…

Allah’a(celle celaluhu) kulluğun zamanı, mekanı yok; mekanın bütün metrekarelerinde, zamanın bütün saniyelerinde Cenab-ı Hakk’a kulluk…

Kulluk, ibadet…

İbadeti hacla, zekatla sınırlarsak, –ki bu emirlerle sınırlama kelimesini yanyana getirişim maksadımı aşmasın inşaAllah… – her yerde hac, her zaman namaz mı?, denilebilir…

Rabbimiz, ‘‘Ben, cinleri ve insanları ancak (Ben’i tanısınlar ve) Bana ibadet etsinler diye yarattım.(51/Zariyat Suresi,56)’’, buyuruyor.

Yaratılışımızın tüm safhalarını kucaklayan bir bütünlük ibadet…

Bedenimizin yaratılışının tümünü kapsayan, hayatiyetimizin her safhasını dolduran, yaratılış, halk ediliş adına mayamız olan şey ibadet…

Ruhumuzun varlığı, ruhumuzun ikame edilişi ibadet…

Hiç bir bahaneye ihtiyaç hissetmeden, zaman, mekân sınırlamasına girmeden bir şümulle ibadet…

Belirli gün ve haftalara ihtiyaç hissetmeden, bazı yerleri gözetmeden ibadet…

Rabbin emir buyurduğu mekânlar olmadan hac olmaz…

Tayin buyurduğunun dışında hareketlerle namaz rükünleri gerçekleşmez…

Oruç belirli vakitlerdedir, farz olanı O’nun tayin ettiği günlerindedir senenin… Ama o bütün hallerimizin de ibadet olacağını söylüyor, emir buyuruyor…

Zaman, mekan yok derken maksat bu.
Kulluğumuzun sultanlığının saltanatını sürmemiz için her gün özel, her gün bugün. O gün bugün.
Elden kaçırmadan bugün. Şimdi. Her an. Her lahza. Sonsuzcasına fırsatlar sunmuş Rabbimiz. Hepsi de bugün… Hepsi de her yerde. Yakalayabilene. Avucundaki cevheri fark edebilene.
Bunlarla birlikte hususi iltifatta bulunduğu mekanlar, zamanlar var…
Lütuflarına lütuflar ilave ettiği, ihsan üstüne ihsan yağdırdığı, ‘‘(Bilhassa o geceyi ibadetle ihya edenler için) safi rahmet ve esenliktir o gece, ta şafak atıncaya kadar.(97/Kadir Suresi,5)’’ diye adeta sabah aydınlığınca rahmet vaat ettiği vakitler vardır…
Hususen bunları kapsayan apayrı bir iklime girişin arifesindeyiz bugün… Sözü buraya getirişim, bugünün, gecenin inşaAllah Regaib oluşu…

Receb, Şaban, Ramazan üçlüsünün ikliminin başımızda tüllenişi…

Bir zaman sınırlayıcılığına maruz kalmamakla beraber bu bolluktan istifade, bu bereket çağlayanından, kevserinden istifade…

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in diğer zamanlarına nisbeten daha ziyadesiyle oruç tuttuğu, nafile namazlarını arttırdığı ve sair ibadet ü taatını çoğalttığı bambaşka mevsimden feyizlenmek…
Bir sarayın giriş kapısı gibidir Regaib…

Bir şelalenin serinliğinden haber veren ilk damlası, coşkusunun çağıltısıyla duyuluşu…
Nasiblenmek… Yunmak, yıkanmak…

‘‘Bu değerli zaman dilimi kalple ve batınî duygularla yaşanır. Hayatımızın her dakikasını ayrı bir mutluluk ve neşeye, ayrı bir gerilim ve hamleye çeviren bu günlerdeki hatıra ve tedailer, duygularımızı sessiz bir şiire, hayatlarımızı da sihirli bir güzelliğe çevirirler. Hemen her sene zamanın bu altın dilimini idrak edince, adeta, ötelerin hayatın aynısı o sevimli, neşeli mavimtırak günlerine bir kere daha kavuşur gibi oluruz. Evet, bir kere daha gönül gözlerimizde her yan baharla tüllenir, her tarafta yeniden hayat köpürür, dağ-bayır yeşerir ve renklerle kahkaha atar, çiçekler raksa durur, bülbüller naralar yağdırır ve duygular gülden, laleden alevlerini alıyor gibi olur. Öyle ki her yanda esen bu umumi hava gönüllerimizi bir mutluluk vaadiyle kaplar ve bize ne bilinmedik, ne sezilmedik şeyler fısıldar.’’

‘’Mübarek gün ve geceler, Allah’a açılmanın rıhtımları, limanları ve rampalarıdır. ’’

Her an kulluk, her saniyenin bir vesile oluşu kulluk için, her zaman sevap fuarı… Ama bu ilaveler dolu rahmet zamanlarını da kaçırmamak, saklanamayacak fırsatları da elden kaçırmamak… Rağbet etmek bu gecelere…

Bu gece üç ayların ilki Receb’in ilk perşembesi oluşu itibariyle Regaib Kandili. Regaib Arapça bir kelime, ‘‘rağibe’’ kelimesinin çoğulu. Değerli, eşsiz ve karşılıksız verilen hediye. Rabbimizin sonsuz hediyeleri.
Bitmez, tükenmez hazineler sahibi Ganiyy-i Ale’l-Itlak Rabbimiz’in rahmet yağmuru, başımızdan sağanak sağnak baran-ı rahmet… Rağbet ettiysek geceye… Gündüzümüz, geceleri görülen rüyalar kadar ümit dolu, gecelerimiz de gündüzler kadar aydınlıksa… Rahmetinden ümit kesilmeyecek Rabbimiz’e yönelişi bilebildiysek… Bilemediysek de O’ndan başka kapı olmadığının şuurundaysak… Bu şuurla hep O‘na, yine O’na, yeniden O’na dönebildiysek…

Bir güzel söz var, belki de söyleyeni fani olduğu gibi fenadır da… ‘‘Fena ve fani bir adamın baki ve güzel şöyle bir sözü var’’ denildiği gibi… Samuel Beckett der ki: Hep denedin, hep yenildin. Olsun. Gene dene, gene yenil. Daha iyi yenil.
Günaha yenildiysek de, günahla yenildiysek de… Tövbe dirilmenin, inabeyle  doğrulmanın, evbeyle şahlanmanın yolunu unutmadıysak… Ağlayabildiysek… Ağlayabileceksek… Ağlayamadığımıza yanabileceksek…

Bu gece geliyor… Hoş karşılayabildiysek… Hoş karşılayabileceksek…

Diyebileceksek…

Hoş geldin Receb-i Şerif…

Hoş geldin hediyeler gecesi Regaib…

Duayla…

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla;
‘‘Ey en ince noktalara kadar ihtiyaçları gören, gözeten Allah’ım! Gizli ve sürpriz lütuflarınla benim de yanımda ve yardımcım ol. Bana da yetiş. Ben ihtiyaçla kıvranan bir zelilim. Sen ise kudret ve zenginliği nihayetsiz bir Kaviyy ü Ğani’sin. Ey hesapları gayet süratle gören, cezalandırması pek şiddetli olan, dilediği kullarını bağışlayan, onlara rahmetiyle muamelede bulunan, semavat ve arzı yaratan, her şeyi yokluktan varlık âlemine çıkaran, daneleri ve çekirdekleri çatlatıp yararak gelişme yoluna koyan, karanlığı yarıp sabahı ortaya çıkaran, bütün iyiliklerin yegâne sahibi olan, seyyiatı uzaklaştıran, hataları yarlıgayan, ayıp ve kusurları örten, belalara geçit vermeyen, sürçmeleri görmezden gelen, ölüleri ve ölü ruhları dirilten, yeri ve gökleri aydınlatıp nurlandıran Allah’ım! Senden, huzurunda bulunduğum şu saatlerde ihtiyacımı karşılamanı diliyorum. Evvelkilerin ve sonrakilerin yegâne İlahı, gökleri ve yerleri eşsiz surette yaratan, celal ve ikram sahibi Sensin. Efendimiz Hazret-i Muhammed’e, paklardan pak âline, birr u kerem ile mevsuf ashabına da salât ve selam eyle. Bütün bunları Senin rahmetinden, Efendimiz Mefhar-i Mevcudat Hazret-i Muhammed(aleyhi efdalüssalavat), O’nun ehl-I beyti ve bütün ashabı hürmetine diliyoruz ey Merhametliler Merhametlisi! Ne olur, dileklerimizi kabul buyur.’’(Ma’ruf el-Kerhi(ks))

ŞÜKRETTİN ASLANOĞLU | UKRAYNAHABER.COM

Kaynakça:
Allah Kelamı Kur’an-ı Kerim ve Açıklamalı Meali, Ali Ünal, Define Yayınları
el-Kulubu’d-Daria Tercümesi, Mustafa Yılmaz, Define Yayınları
Zamanın Allah’a En Yakın Zirveleri Üç Aylar ve Kandiller, Rehber Yayınları

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close