HaberlerŞükrettin Aslanoğlu

Selamla…

Selam, kelamdan önce… Sözlere başlamadan huzur, ferah, barış temenni ederim. Selam olsun üzerinize. Bu ilkyazı selamla…

***

Selam, zaten en büyük eksiğimiz…

Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) aramızda selamı yaymamızı emrediyor… Muhatabımıza duadır ya selam…

Kendisiyle konuşmaya dua ederek başladığımız insana ne kötülük düşünebiliriz ki?!… Tabii ki selamın, ne dediğimizin, duanın farkındaysak…

Selamın hep olması gerekiyor. Yeryüzü maceramızın ilk tablolarında benliğin, bencilliğin öne çıktığı ilk tablolarda, selam eksikliği ile dolu. Kabillerin olduğu bir dünyada, muhatapları Habillerin de hep olması gerekiyor…

Kendisini öldürmeye niyet eden kardeşine ben sana el kaldırmam diyor Habil…

Bir peygamber olan babasının sözünü dinlemeyen, kendi egosunu öne çıkaran Kabil…

Hevesinin peşine düşen Kabil… Hikmetlerle dolu emirleri dinlemeyen Kabil…

Kabil’e mukabil Habil…

İlk gündeki, ilk insanlardaki iyi kötü yoğunluğu hala devam ediyor; her birimizin bünyesinde, ruhunda, kalbinde, özünde, nefsinde…

Her bir kalp taşıyanın içinde…

Kalp iyiye de ‘kalb’ olabilir, dönüşebilir, kötüye de.

O yüzden Yüce Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in duası: “Ey kalpleri evirip çeviren Allah’ım! Kalbimi dinin üzere sabit kıl!”

Din, iyiliği, fedakârlığı emrediyor, selamı emrediyor. İnsana, içinde kötülük yapma ihtimali de olan insana…

“Biz sizi bir yola yönlendirdik: İster şükredenlerden olursunuz, ister küfredenlerden olursunuz.” manasına yakın hükmü, İnsan Suresi’nin hemen başlarında emretmiş Allah…

Âdemoğulları olarak yönlendirildiğimiz yolda Habil soyundan devam etmek de var, Kabil soyundan da…

Firavun soyundan devam etmek de var, Musa (aleyhisselam) soyundan da …

Nemrut olup, ilahlığa vardırdığı iktidarını sineğe yenik düşürtmek de var, İbrahim Halilullah olup ateşlerde yanmamak da var. Ebubekir (radıyallahu anh) gibi Muhammedî (sallallâhu aleyhi ve sellem) olmak da var, Ebu Cehil olmak da…

Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem) torunu Hazreti Hüseyin (radıyallahu anh) olmak da var, Yezid olmak da…

Benden iyi deyip kardeşi Habil’i öldüren Kabiller…

Tahtımı, tacımı, sarayımı alırsa deyip Musalar’ı doğmadan öldürtmeye çalışan Firavunlar…

İlahlığa vardırdığı saltanatını yıkacağı korkusuyla İbrahimleri yok etmeye, hem de ateşlerle yok etmeye çalışan Nemrutlar…

Cahilliğin babası Ebu Cehiller…

Bu sapkınlıkları her belayı Ehl-i Beyt’e reva görerek devam ettiren Yezidler…

Ya, Hüseyin (radıyallahu anh) Peygamber soyundandır, denilip bana alternatif görülürse, diyen Yezidler…

Dünyam, sarayım, iktidarım elimden giderse diyen Yezidler…

O saltanatımı almayacak olsa da soyundan gelenler yerime geçecek olursa diyen Yezidler…

Hicretin 61. yılında 57 yaşında iken Muharrem ayında Cuma günü öğleden sonra şehit edilen Hazreti Hüseyin, vücuduna aldığı 33 mızrak yarası, 34 kılıç yarası ile… Bitmedi hıncı Yezid’in.

Tamam, Hüseyin halife olamaz, daha doğrusu hükümdardır o sıfat, hükümdar olamaz Hüseyin…

Düzenimi, saltanatımı Hüseyin’i alamaz… Bitmedi hırsı Yezid’in…

Ya ardından gelen çocukları, kundaktaki torunları alırsa iktidarımı diye Ehl-i Beyt’i kırmak, Yezidlik…

Bana biat etmezseniz zemin size Kerbeladır demek Yezidlik…

Bitti mi Yezidlik?…

Yerlerimize çakılıp kalmalarımız, koltuklarımıza yapışıp kalmalarımız, makamlarımıza gömülmelerimiz…

Selamdan yoksunluğumuzdur bu…

Bîhaber oluşumuzdur esenlikten…

Barışın semtimize sokulamayışındandır bu…

İktidarı babamızın malı saymamızdandır bu…

Mahkemeyi kadıya mülk saymamızdandır bu…

Kabiller, Firavunlar, Nemrutlar, Ebu Cehiller, Yezidler tarihin köhne sayfalarında mı kaldı?…

Her gün yeni yeni türedilerle hep vizyonda mı?…

Karşımızda mı?…

İçimizde mi?…

Dilimizin eksiğinde mi?…

Selamsızlığımızda mı?…

Ben ben diyenler…

Saltanatım , iktidarım diyenler geride mi kaldı?…

Selamsızlar geride mi kaldı?….

Yerlerine çakılıp kalanlar, koltuğuna gömülenler geride mi kaldı?…

Senin o olma ihtimalin yok mu?…

Ona temenna dizmen, alkış çalman söz konusu değil mi?…

Asırlar öncesinde mi kaldı?…

Selamsızlar bugün yok mu?…

***

Sen Kabillerden misin?…

Habil olup iyilere, selama devam diyenlerden misin?…

Habil olup, Habilce olup, Habille olup Âdem (var olan) insan olan adam olan mısın?…

Kabil olup , Kabilce olup , Kabille olup adem  (yok olan) olan mısın?…

Musa (aleyhisselam)
’la Kızıl Deniz’i geçenlerden misin?..

İbrahim (aleyhisselam)
’la ateşlerde yanmayan mısın?…

Hicreti her dem yaşayıp Muhammedî (sallallâhu aleyhi ve sellem) olan mısın?…

Bu boyun gider ama Yezide boyun eğerek değil Allah’a kurban olarak diyen Hüseyinlerden (radıyallahu anh) misin?…

Selam diyen misin?

Selam denilenlerden misin?

Cahillerle karşılaşınca selam deyip geçenlerden misin?

ŞÜKRETTİN ASLANOĞLU | UKRAYNAHABER.COM

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kontrol et

Close
Close