AnalizHaberler

[ANALİZ] Ukrayna krizi neyin provası?

Reklam

Vladimir Lenin, Rus İmparatorluğu çapında geniş yankı bulan ancak başarısızlığa uğrayıp bastırılan 1905 Rus Devrimi’ni, kendisinin öncülük ettiği ‘1917 Bolşevik Devrimi’nin provası’ şeklinde tanımlardı. Peki 2014 yılında Ukrayna’da yaşananlar neyin provası olabilir?

Ukrayna krizinin ana sonucu zaten belli: Batı, Rusya‘dan yüz çevirecek; Rusya ise Batı’dan uzaklaşıp Doğu’ya yönelecek. Tek bilmediğimiz, bunun ne hızda ve ölçüde gerçekleşeceği.

Rusya’nın ne zaman ve ne kadar Doğu’ya döneceği, Ukrayna krizinin hangi aşamada çözüleceğine bağlı. Birinci aşamada Kırım’ın emrivaki ile Rusya’ya bağlanması, daha şimdiden büyük ölçüde kabullenildi. Gerçi ABD ve bir kısım ülke, ilhakın yasal olarak tanımayacağı ve bununla ilgili olarak getirilen yaptırımların kaldırılmayacağını söylüyor.

Lakin Rusya, Avrupa için hem bir doğalgaz tedarikçisi hem de bir ihracat pazarı konumunda. Avrupa’da hiç kimse, yüksek ilkeler uğruna kârlı bir ticaretten vazgeçmek istemez. Bu senaryoda Rusya ve Batı, ciddi bir bölünmeden muzdarip olmaktan ziyade birbirinden uzaklaşıyor.

Çin, enerji konusunda Rusya’ya bağlı kalmaya hiçbir surette razı gelmeyecektir.

Rusya, Ukrayna’nın doğusunu ve/veya güneyini işgal ettiği takdirde krizin ikinci aşamasına girilir. Bir süre işler kontrolden çıkar; taraflar eliyle işlenen muhtemel zulmün görüntüleri anında yayılır. İkinci aşamada gerek Avrupalılar gerekse de Ruslar, ekonomik anlamda ciddi zarar görecek; Rusya, biraz daha Doğu’ya çark edecektir.

Üçüncü aşamada ise Ukrayna ile Rusya arasındaki silahlı çatışma, topyekûn savaşa dönüşür. Böyle bir durumda ise Batı, Sovyetler Birliği’nin 1956’da tanklarını Budapeşte’ye soktuğu ya da 1968’te Prag’ı işgal ettiğinde olduğu gibi, bir kenarda öylece durup Rusya’nın Ukrayna’yı ezmesini izlemek zorunda kalacaktır. Ukrayna’nın, kontrol altına alınamayan bir yangına dönüşmesi riskini Batı’nın asla göze almayacağının tüm taraflar zaten farkında. Rusya, Ukrayna’yı hızla ezip geçecek fakat savaş birden tümüyle sona ermeyecektir.

Nitekim İkinci Dünya Savaşı’nın (1939-45) ardından milliyetçi Ukraynalı gerillalar, 1950’lerin başına kadar Sovyet gücüyle savaşmıştı. Rusya, hâlen bir takım bağımsızlık tuzaklarının bulunduğu Ukrayna’nın kontrolünü ele geçirdi. Uluslararası ilişkiler, uzunca bir düşmanlık dönemine girdi.

Ukrayna krizi, nihai olarak çözülünceye dek ne dereceye kadar ilerlerse ilerlesin, Rusya, her halükarda pazar, müttefik ve nüfuz arayışı için Doğu’ya dönecektir. Bu noktada, Rusya’nın hem kendi mamüllerinin ihracatı hem de doğalgaz ve petrolünün alıcısı olarak Avrupa’yı ikame edeceği ismin Çin olduğu aşikar.

Bu da elbette hâlâ Soğuk Savaş’ta alınan utanç verici yenilginin karın ağrısını çeken Rusya ve Devlet Başkanı Vladimir Putin açısından dezavantaj teşkil edecek. İngiliz akademisyen Bobo Lo’nun da dediği gibi, (ifadenin geçtiği orijinal İngilizce metin) “Son 300 yılın yarısını aşkın bir süredir kendini üstün gördüğün bir ülkeye ham madde tedarik eden ülke konumuna düşmek çok zor.”

Merkez Bölge: Orta Asya

Çin, bir yandan Rus doğalgaz ve petrol girişimlerine ciddi yatırımlar yapmak istediğini gösterirken, diğer yandan kendisine doğrudan gaz ve petrol sağlayan ya da enerji kanalı işlevi gören Orta Asya ülkeleriyle ekonomik ittifak oluşturmaya da gayret ediyor. Ancak Çin, enerji konusunda Rusya’ya bağlı kalmaya hiçbir surette razı gelmeyecektir.

Tibet ve Sincan Uygur Özerk Bölgesi gibi kendi içindeki gergin batı bölgeleri nedeniyle endişeye kapılan Çin, Kırım’daki gibi ayrılıkçı hareketleri tasvip etmekte hep tereddüt etmiştir. Ama Rusya ile Batı arasında büyüyen uçurumdan da bir derecede memnuniyet duyuyor olsa gerek.

Zira Pekin açısından güçlü bir ABD-Rusya ilişkisinden daha kötü pek az şey olabilir. Buna bir de ABD ile Japonya, Tayvan ve Güney Kore arasındaki kuvvetli ilişkiyi de eklediğimizde Çin, esasen hem denizden, hem de karadan çembere alınmış olur.

Tam da bu bağlamda, Orta Asya daha da önem kazanıyor. Modern jeopolitiğin babası olarak da anılan Halford J. Mackinder, ‘The Geographical Pivot of History’ başlıklı ünlü konuşmasında, ‘Merkez Bölge’ (Heartland) Orta Asya’yı kontrol eden, sonunda “dünyaya hükmedecektir” demişti. Onun bu görüşü (konuşmanın orijinal İngilizce metni), şimdi her zamankinden daha çok doğruluk arz ediyor.

Bir Rus-Çin meselesi

Orta Asya konusundaki rekabet, büyük ölçüde bir Rusya-Çin meselesi olacaktır. Kırgız hükümeti, Rus baskısı nedeniyle ABD‘yi, Afganistan ile insan ve malzeme trafiğinde son derece faydalı olan Manas Hava Üssü’nü boşaltmaya zorluyor. Kırgızistan’ın ABD’nin üssünü tahliye etme kararı, Rusya’nın, Amerikan medyasında pek yer verilmeyen bir jeopolitik başarısıydı. Artık Orta Asya’da bir tutunma noktası kalmayan ABD, şimdilerde planlandığı gibi 2014’te Afganistan’dan çekildikten sonra insansız hava araçlarını konuşlandırabileceği bir yer arıyor.

Rusya, Kazakistan topraklarının önemli bir bölümünü kontrol altında tutabildiği takdirde, Çin üzerinde ciddi baskı kurabilir.

Orta Asya’da en çok önem taşıyan iki ülke, Özbekistan ve Kazakistan. Her iki ülke de, ekonomik anlamda Ukrayna’dan daha başarılı. Özbekistan, son yedi yıldır en az yüzde 8, Kazakistan ise yüzde 5-7 arasında büyüme rakamları elde ediyor. Yine her iki ülke de otoriter bir rejimle yönetiliyor, ancak Kazakistan, belki de halkla ilişkiler alanında (İngiltere Eski Başbakanı) Tony Blair gibi isimlerle çalışıyor olmasından mütevellit, daha iyi bir imaja (ve gerçekten de daha iyi koşullara) sahip.

2006 yılında, dönemin İngiliz Büyükelçi Craig Murray, Özbek Cumhurbaşkanı İslam Kerimov liderliğindeki rejimi, siyasi muhaliflerini canlı canlı haşlamakla suçlamıştı. Özbekistan daha baskıcı olduğundan, düşmanları da daha öfkeli. Bunların başında da Özbekistan İslami Hareketi geliyor. Kazakistan’daki radikal İslamcıların sayısının, Özbekistan’a oranla çok daha az olduğu tahmin ediliyor. Bununla beraber, devlet tekelindeki medya, asiler tarafından yapıldığı aşikar olan bombalama olaylarında bile genellikle suç çetelerini suçladığından, tam bir sayıdan bahsetmek zor.

Kerimov ve Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev, pek çok kritik açıdan birbiriyle aynı. Her ikisi de Sovyet dönemlerinden bu yana iktidarda, her ikisi de 70’lerinde ve her ikisinin de ciddi sağlık sorunlarından muzdarip oldukları bildiriliyor. Ne Kerimov ne de Nazarbayev, ölümünün ardından düzgün bir geçiş sürecinin yaşanabilmesi için herhangi bir hazırlık yapmış durumda.

Her iki ülke de düzenli ya da düzensiz bir iktidar geçişi yaşamadı ya da bu geçişi kolaylaştıracak herhangi bir mekanizma ya da kurum oluşturmadı. Bu tespitin yanında, iktidar eliti içinde İslamcıların ve rakip kesimlerin varlığını göz önünde bulunduracak olursak, Kazakistan ya da Özbekistan’ın liderlerinin ölümünden sonra çalkantılı bir döneme girmesi gayet muhtemel.

Rusya’nın hedefi: Kazakistan

Rusya, böyle bir karışıklığın; daha büyük bir nüfusa, ülkeyi idare etmeyi daha zorlu bir hale getiren eski bir kültüre ve az sayıda jeopolitik avantaja sahip Özbekistan yerine Kazakistan’da çıkmasını tercih eder. Daha zengin ve (Türkiye’nin neredeyse dört katı büyüklüğündeki yüzölçümü ile) daha geniş bir ülke olan Kazakistan’ın Çin ile de uzun bir sınırı bulunuyor. Bu sınırın bir bölümü, Çin’in Sincan Eyaleti’nden geçiyor.

Sincan’da yaşayan Türkçe konuşan Müslüman Uygur isyancılar, bir Orta Asya Baharı’ndan memnuniyet duyacaklardır. Rusya, bu toprakları kontrol edebildiği takdirde, Çin üzerinde ciddi baskı kurabilir. Ve böylece, Pekin’in salt küçük ortağı ve ham madde tedarikçisi olarak kalmaktan kurtulur. Çin ayrıca Kazakistan’ın o bölgesi üzerinden mal ve enerji sevk edip teslim alıyor.

Kazakistan nüfusunun dörtte birini Ruslar oluşturuyor. Üstelik bu oran, Kazakistan’ın kuzeyinde yüzde 50’lere yaklaşmakta. Aradaki duygusal bağ aynı ölçüde derin olmasa da, pek çok Rus, tıpkı Ukrayna’da olduğu gibi, Kazakistan’ın da büyük bölümünün Rusya’nın bir parçası olduğunu düşünüyor. Nitekim ünlü Rus yazar Aleksandr Soljenitsin, 1994 yılında Amerikan Forbes dergisine verdiği mülakatta, bunu açıkça ifade etmişti (Paul Klebnikov’un gerçekleştirdiği röportajın orijinal İngilizce metni):

“Kazakistan’ın tüm kuzeyi ve kuzeybatısı aslında güney Sibirya’nın bir parçasıdır.”

Siyasi çalkantılar, Rusya’ya, Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle birlikte yabancı topraklarda sıkışıp kalan kardeşlerini yeniden bir araya getirme imkanı verecektir. Rusya’nın Batı’dan Doğu’ya yönelmesinin mantığı, Kazakistan’dan büyük bir lokma koparmasını gerektiriyor.

Avrupalı iş adamları, Rusya açıkça bağımsız bir Avrupa ülkesine tecavüz ettiği halde, onunla imzaladıkları kârlı ticaret anlaşmalarından vazgeçmediler. Öyleyse Kazakistan’ın kuzey yarısının Moskova tarafından koparılıp alınmasına da kayıtsız kalacakları söylenebilir. İşte o zaman Rusya, Asya merkez bölgesinin (yani Heartland’in) kontrolünü ele geçirecektir.

Moskova belki böylelikle Mackinder’ın söylediği gibi “dünyaya hükmedemeyecek” ama Çin ve ABD karşısında, o her şeyden çok arzuladığı eşit mevkiye kavuşacaktır.

Richard Lourie

Yazar hakkında: İngilizce yayımlanan Rus gazetesi Moscow Times’ta köşe yazıları kaleme alan Richard Lourie, ‘The Autobiography of Joseph Stalin’ ve ‘Sakharov: A Biography’ adlı kitapların yazarıdır.

Richard Lourie | Moscow TimesAl Jazeera

Reklam
Etiketler
Reklam

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close