Haberler

AB-Rusya kıskacında Ukrayna

Ukrayna’da AB taraftarlarının başlattığı protestolar ülkeyi içinden çıkılmaz bir hâle sürüklüyor. Moskova’ya göre Ukrayna’da olup bitenler Batılı ülkelerin oyunundan başka bir şey değil! AB-Rusya arasında kapana sıkışan Kiev yanıyor!

Kiev’in bugün geldiği noktayı Avrupa Birliği-Ukrayna-Rusya üçgeninden bağımsız düşünmemek gerek. Her ne kadar kasım ve ocak aylarındaki protestoların söylemlerinde bazı farklılıklar dikkat çekse de olayların kördüğüm noktası; Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç’in AB ile işbirliği ve ortaklık anlaşmasını imzalamak yerine Rusya ile güçlü ilişkiler kurmayı tercih etmesi. Hâl böyle olunca protestocuların Avrupa taraftarlığı hızla iktidar ve rejim karşıtlığına dönüştü. Kiev’deki Bağımsızlık Meydanı’nı dolduran halkın kamu binalarını işgal etmesiyle olaylar kontrolden çıktı. Başbakan Mikola Azarov’un istifası ve gösteri yasağının kaldırılması bile eylemcileri durdurmaya yetmedi.

Bir taraftan kendi güvenliğini sağlamaya çalışan Rusya, diğer taraftan Ukrayna’yı stratejik amaçları için kullanmak isteyen ve Moskova’nın güçlenmesini engelleme gayretindeki Batı’nın çekişmesi Kiev’e pahalıya patladı. Ukrayna Devlet Başkanlığı’ndan geçen hafta yapılan açıklamada, muhalefet ve AB temsilcileriyle yapılan görüşmede uzlaşı noktasına gelindiği ifade edilse de çatışmaların tamamen bittiğini ilan etmek zor.

Olayların başladığı Kasım 2013’ten bu yana sıklıkla ‘İkinci Turuncu Devrim mi geliyor?’ sorusu gündemde. Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK) Rusya ve Karadeniz Araştırmaları uzmanı Habibe Özdal’a göre, içinden geçtiğimiz süreçten bir ‘devrim’ çıkmazsa bunun en temel sebebi, Batılı ülkelerin Rusya ile ilişkileri önceleyen tercihleri. Çünkü bugün en yapıcı Avrupalı analistler Ukrayna-Rusya ve AB arasında kurulacak bir mekanizmayı aktif hâle getirmeyi amaçlıyor. Ortaklık Anlaşması’nın Rusya aleyhine olmadığına Moskova’yı ikna etmeye çalışıyorlar. Bu şimdilik pek de mümkün görünmüyor. Rusya’nın ABD ile Ukrayna üzerine görüşmesi için biraz zaman geçmesi gerekebilir. Zaten  Moskova’ya göre Ukrayna’da olup bitenler Batılı ülkelerin oyunundan başka bir şey değil.

Ukrayna toplumsal olarak aslında hem Batı hem de Rusya’ya yakın. Çünkü ülke tek kültürel yapıdan oluşmuyor. 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Rusya-Slav Araştırmaları Merkezi’nde Rusya güvenlik ve dış politikaları  üzerine çalışan araştırmacı Sabir Askeroğlu, Ukrayna’nın batı ve doğusunun kültürel ve dilsel olarak farklı oluşunun halkın aidiyetini etkilediğinden bahsediyor: “Batı Ukraynalılar kendilerini Batı Katolik Kültürünün bir parçası hissettiklerinden  geleceklerini  AB’de görüyor. Ülkenin Rusya ile sınır olan doğu bölgelerinde hem Ruslar hem de Rusça konuşan Ukraynalılar Avrupa yaşam standartlarına özenseler de Rusya ile olan bağlarından da vazgeçemiyor.” Tabii bu durum Ukrayna’nın kimliğiyle olduğu kadar konumuyla da alakalı. İstanbul Üniversitesi Türkîyat Araştırmaları Enstitüsü Öğretim Görevlisi Yrd. Doç. Sinan Çitci’ye göre, Avrupa için Ukrayna; Polonya, Slovakya, Macaristan ve Romanya gibi AB üyesi ülkelerle hemhudut, Batı’nın bölgedeki müttefiki Türkiye’ye paralel, Karadeniz’e kıyısı olan ve Asya ile Avrupa arasında köprü/kilit konumunda. Rusya’dan Avrupa’ya giden gazın yüzde 80’inin Ukrayna koridorundan geçmesi de Avrupa’yı Rusya’ya dolayısıyla Ukrayna’ya bağımlı hâle getiren hususlardan biri. Ayrıca Avrupa’ya pazarlanan Rus gazının önemli ve masrafsız transit ülkesi. Yine Rusya’nın batıya, güneye ve denizlere açılmasına, dolayısıyla Ortadoğu ve Balkanlar’da siyasî ve ekonomik varlığını devam ettirmesine elverişli imkânlar hazırlayan önemli bir merkez. Çitci, “Ukrayna’sız bir Rusya’nın, Asya’ya hapsolacağını söylemek yanlış olmaz.” diyor.

RUSYA’NIN UKRAYNA’DAN VAZGEÇMEYECEĞİ AŞİKÂR
Çünkü Moskova’nın hayalini kurduğu Avrasya Birliği’nin siyasi ve kültürel temelini oluşturuyor bu küçük ülke. Özdal’a göre Ukrayna’nın dâhil olduğu Avrasya Birliği, Putin’in tahayyül ettiği hâliyle hayata geçirilebilecek iken, Ukrayna’sız bu proje eksik kalacak. Bununla birlikte Kiev’in dış politikada kati bir şekilde Rusya ya da AB’yi seçmemeye özen gösterdiği de görülüyor. Hâlihazırda ülkenin içinde bulunduğu sosyo-kültürel koşullar hesaba katıldığında Yanukoviç’in Avrasya Birliği’ne katılım konusunu zamana yayması beklenebilir. Ukrayna’nın kendi güvenliği ve istikrarı için dış politikasında her iki güç arasında bir denge politikası izlemesi gerekiyor. Aslında bu denge politikasını analiz ederken Ukrayna-AB ilişkilerine bakmakta fayda var. 2010 yılına kadar düşe kalka da olsa kayda değer bir ilerleme katedilmiş, bazı siyasî ve ekonomik reformlar yapılmıştı. Çitci, 2010’da Rusya yanlısı hükümetin başa geçmesiyle birlikte daha önceki bazı kazanımlarda geriye dönüşlerin olduğu kanaatinde. Nitekim AB ile Ortaklık Antlaşması hazırlıklarından sorumlu komisyonun çalışmalarını durdurma kararı alması, Avrupa için sürpriz olurken AB yanlıları için de bardağı taşıran son damla oldu. Her ne kadar AB ve ABD’den protestocuları destekleyen ve hükümeti kınayan bazı mesajlar gelse de AB’nin kapılarının Ukrayna’ya her zaman açık olduğuna dair rahatlatıcı mesajların da olduğunu söylüyor Çitci.
Peki, öyle kolay gözden çıkarılamayacak Ukrayna da aynı fikirde mi? Askeroğlu’nun söylediklerine bakılırsa Kiev, son gelişmelerle artık AB ile daha sıkı ilişkiler kurmayacak, en azından kısa vadede. Çünkü Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç ile AB’nin arası çok iyi değil. Bu sebeple Yanukoviç’in tamamen iktidardan uzaklaştırılmasını amaçlayan AB, Ukrayna politikasını muhalefet üzerinden yürütmeyi planlıyor. AB’nin Ukrayna ile olan ilişkisini gözden geçirmesi ve muhtemel yaptırımların gündeme gelmesi Ukrayna’yı Rusya’ya daha fazla yakınlaştırabilir.

Bu ince ip üstünde Ukrayna nasıl cambazlık yapacak? Çitci’ye göre Ukrayna’nın en büyük problemi, yönetimi dengeleyecek bağımsız STK’ların yanı sıra güçlü ve dirayetli bir liderin olmaması. Mevcut sıkıntılarını aşabilmesi için Ukrayna’ya Rusya’yla kavga etmeden, ilişkileri bozmadan fakat çok yönlü politikalar izleyecek bir lider lazım.

Özdal, bu süreçte ne Yanukoviç ne de muhalefetin mutlak bir kazanım içinde olmadığını hatta krizin muhalefetle birlikte aşamalı olarak çözülememesi sonucunda Ukrayna’yı bekleyen kötü bir senaryodan bahsediyor: “Kaosun yönetilememesi ve ülkede kontrolün yitirilmesi neticesinde Yugoslavya tecrübesi Ukrayna’da yaşanacak ya da Çekoslovakya modeli ile ülke bölünecek.” Yaklaşık üç aydır Yanukoviç bazı muhalif liderler ile bir araya gelmek suretiyle diyalog yoluyla krizi çözmeye çalışıyor. Ancak henüz bu planın işe yaradığını söylemek güç. Ukrayna’da yer yerinden oynarken ilginç olan, ne AB’nin ne de NATO’nun Ukrayna’yı üye olarak kabul etmesi gibi bir durumun kısa ve orta vadede gündemde olmaması. Özdal’ın bu konudaki tespiti hayli ikna edici: “AB, Ukrayna’ya yönelik olarak üyelik öngörmeyen politikalar üretirken, NATO ise Ukrayna’nın üyeliğini belirsiz bir tarihe ötelemiştir. Ukrayna’nın Batı ile entegrasyonu Avrupalı ülkeler nezdinde arzu edilir. Ancak aynı ülkeler Rusya ile ilişkilerin zarar görmemesini de gözetmektedir. Bu nedenle Ukrayna politikalarında hayati değişiklikler olması beklenmemektedir.”

Bazıları ısrarla Ukrayna’nın, Avrupa’nın bir parçası olduğunu söyleseler de Ukrayna, pek az yönüyle Avrupa’ya benziyor. Çitci’nin tespitiyle, Kopenhag Kriterleri’nden ziyade SSCB kriterlerine sahip, insan hakları, basın özgürlüğü, şeffaflık ve yolsuzluk gibi konularda AB’nin talep ettiği reformları yeterince tamamlamamış, ithalat ve ihracatını büyük oranda Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) ülkelerine yapan Ukrayna’ya Avrupa’nın bir parçası olarak bakmak hayli zor. Bu realiteye karşı Ukrayna’yı AB’nin bir üyesi olarak görmek isteyen, içte ve dışta önemli bir nüfusun varlığı da inkâr edilemez. Bugün geldiği nokta da bu tespiti doğruluyor. 2015 yılında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yaşanan bu çekişmeli süreçten etkilenmemesi de kaçınılmaz.
BUKET DAVULCU | AKSİYON

Etiketler

Ukrayna Haber

Ukrayna'nın, ilk Türkçe haber sitesi.

Bir Cevap Yazın

İlgili Makaleler

Göz Atın

Kapalı