Reklam
DünyaHaberler

HAŞHAŞİNLER VE YOLSUZLUKLAR

Reklam

u tür benzetmeler, siyasetin kuru dilini renklendirir. Benzetme aşırıya kaçtıkça, siyasetçinin sıkıştığı dar alanla ilgili fikir verir. Siyasetçinin silahı dilidir; yaralayıcı ve öldürücü bir şekilde kullanmaya başlamışsa çareler tükenmiş demektir.

“Haşhaşin” lafı, onur kırıcı, ağır bir niteleme. Hasan Sabbah’ın Alamut Kalesi’ni siyasî alanda inşa etmek ve bu hayalî kaleye savaş açmak, öldüresiye bir düşmanlığın ilan edilmesi demek. Kim kullanırsa kullansın, bu deyimi tedavüle sokan, kirli bir siyasetin tarafı haline gelir. Haşhaşînler, uyuşturucu ve kadın ile gençlerin beynini esir alan ve onları suikastçı olarak kullanan bir örgüt. Dehşet salmak için tenhada kıstırmak yerine cuma vakti gibi kalabalık mekânlarda devlet büyüklerini öldürüyorlar. Suikastçı yakın mesafeden, hançer kullanarak işini bitiriyor ve sonrasında kesin olarak kaçmıyor. Dehşeti büyütmek için yakalanmasına ve paramparça edilmesine karşı koymuyor. Yaydıkları dehşet o kadar büyük ve kalıcı ki, Batı dünyası hâlâ suikast deyimini “assasin” yani “haşhaşin” kelimesi ile karşılıyor.

Siyasetçinin söyledikleri, çoğu zaman maksadı hakkında sadece bir ipucu verebilir. Anlamak için bakmamız gereken başka yerler var. Başbakan neden bu ağır hakaretleri ediyor, onur kırıcı benzetmeleri yapıyor? Kavgayı tırmandırmaya, Cemaat ile arasındaki kutuplaşmayı keskinleştirmeye niyetli. Peki neden?

Sorunun cevabını sebeplerde aramamız lâzım. Hükümet, kendisini hedef alan ve Türkiye’yi sarsan ağır bir yolsuzluk suçlaması altında eziliyor. Elindeki bütün imkânları seferber ederek, dört taraftan kıstırıldığı bu bataklık alandan çıkmaya çalışıyor. Yargıya “topyekûn” bir savaş açıyor. Savcıların ve soruşturma yürüten polislerin üzerinden buldozerle geçiyor. Kendisini yargılayamayacak bir adalet düzeni oluşturmak için Anayasa’yı yok sayarak yasa çıkartıp, yargı bağımsızlığını ortadan kaldırmaya niyet ediyor. Daha önce çok çektiği düşmanları ile uzlaşmaya ve eski cellâtları olan darbecilerle ittifak kurmaya çalışıyor. Elinin altındaki medyayı ve kalemleri sağa sola saldırıp-yıldıran, taciz müfrezeleri gibi kullanıyor. Ve bütün bunları yaparken, yolsuzluk soruşturmasını soğutmak için bir düşman kadrosu oluşturup, bütün günahları onların sırtına yıkıp, dikkatleri başka yöne çekmeye ve rahatlamaya çalışıyor.

Kadroda eksik bir düşman var mı? Dış güçler, devlet içindeki çeteler, paralel devlet, kirli ittifaklar, ajanlar, vatan hainleri… Liste uzayıp gidiyor. Yolsuzluk soruşturmasının üstü ancak bu düşmanların listesi arttıkça ve “ihanet ve komplo kapasiteleri” inandırıcı hale geldikçe kapanacak. Böyle bir kapasite ise ancak Haşhaşinler türünden örgütlerde olabilir. Kesmiyorsa, yenileri gelebilir. Tapınak Şövalyeleri veya Hospitalierler, Rozenbergler, Farmasonlar, İlluminatiler diye ilerleyen bir liste ile yakın bir zamanda karşılaşmak hiçbirimizi şaşırtmamalı. Her bir örgüt, siyasetin keskinleşen dilinde sadece yolsuzluk soruşturmasının üstünü örtmek üzere görev alacak. Peki bu zorlu görevi başarabilirler mi?

Hiç şansları yok. Haçlı Seferleri çok gerilerde kaldı. Alamut Kalesi de, suikastlarla yürüyen siyaset de çökmüş vaziyette. Başbakan’ın siyasî geleceğini belirleyecek hesaplar savaş alanlarında veya bataklıkta değil, hukukun buz gibi sakin aklının egemen olduğu yargı alanında verilecek. Terazi tartacak ve adaletin keskin kılıcı inecek ve bazı başlar yere düşecek. Başbakan’ın geçtiğimiz günlerde gönderme yaptığı Anayasa’nın 138. maddesi, bu sefer sadece son bendi ile kimin kazandığını ve kimin kaybettiğini belirleyecek. “Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.” Uygulanmayan mahkeme kararları var. Türkiye, hukukun askıya alındığı bu garip duruma daha ne kadar tahammül edebilir?

Siyasetçi üslubunu keskinleştiriyorsa; toplumu kutuplaştırarak, birbirine düşman ederek girdiği badireden çıkmaya çalışıyorsa herkes dikkatli olmalı. Başbakan’ın Cemaat’e düşman olmaktan bir çıkarı olamaz. Önümüz seçim, tam tersine muhafazakâr toplumun güçlü kanaat önderleri ile iyi geçinmek ve sempati mesajları vermek işine daha çok gelmez mi? Demek seçimi ve alacağı oyu bile tali hale getirecek çapta başı çok fena dertte. O zaman insanları incitme ve yaralama sebebini başka yerde aramalı. Derdi Cemaat değil, yolsuzluk soruşturmasından sıyrılmaya çalışıyor. Dosyalar  “sağlam” olmasa, bu kadar “sağlam irade” ortaya çıkmaz.

Haşhaşin hakaretini kimse üzerine alınmamalı. Bin yıl öncesinin terör örgütü bile tam kadrosu ile bugün avdet etse, Başbakan’ın emrine girse bu yolsuzluk soruşturmasının üstünü örtemez.

MÜMTAZ’ER TÜRKÖNE | ZAMAN – m.turkone@zaman.com.tr

Alimler ve siyasiler Başbakan’ı akl-ı selime davet etti

Haşhaşi benzetmesi insafsız bir iftira

 


Başbakan Tayyip Erdoğan’ın 17 Aralık’ta başlayan yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarının ardından Hizmet Hareketi ve mensuplarına karşı kullandığı ağır dil, insaf ölçülerini aşmaya başladı.

Daha önce miting ve toplantılarda ‘örgüt, çete, virüs, ajan, ihanet şebekesi, maşa, inlerine gireceğiz’ gibi çirkin ifadeler kullanan Erdoğan, hakaretlerini iftira boyutuna vardırdı. Erdoğan, dün partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, bütün dertleri yaşatmak olan Hizmet mensuplarını, Selçuklular döneminde ortaya çıkan ve uyuşturucu içerek ölüm emri verilen kimseleri ortadan kaldıran tarihteki ilk terör örgütü ‘Haşhaşiler’e benzetti. Dinleyenleri şoke eden çirkin yakıştırma, toplumda adeta infiale yol açtı. Tarihçiler, ilahiyatçılar ve siyasetçiler, şaşkınlıkla karşıladıkları benzetmeyi toplumun huzuru adına “tehlikeli” bulurken, milleti kamplara bölerek daha fazla germemesi için Erdoğan’ı insafa ve aklıselime davet etti.

Bir süre önce AK Parti’den ayrılan eski Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Başbakan’ın saygın kişi ve çevrelere karşı kullandığı üslubu, akıl ve vicdanla bağdaştıramadığını vurguladı. BBP lideri Mustafa Destici, Başbakan’ın açıklamaları için ‘kabul edilemez’ yorumunu yaparken gazeteci yazar Ali Bulaç, söz konusu söylemi tehlikeli bulduğunu bildirdi. İlahiyatçı yazar Prof. Dr. Suat Yıldırım, “Haşhaşi nitelendirilmesi insafla bağdaşlaştırılması mümkün olmayan bir iftiradır. En yetkili mahkemelerden geçerek muhkem kaziye halinde, beraatten sonra böyle bir isnatta bulunmak hukuken de suçtur.” ifadelerini kullandı.


 

Bu üslubu akıl ve vicdanla bağdaştıramıyorum

Ertuğrul Günay – Eski Kültür ve Turizm Bakanı: Başbakan ciddi bir kafa karışıklığı ve karşı karşıya kaldığı sorunları izah etme güçlüğü yaşıyor diye düşünüyorum. Ülkemize geride bıraktığımız yıllarda değerli hizmetler yapmış bulunan bir siyaset adamının bu son günlerde, son bir ay içinde ortaya dökülmüş bulunan yolsuzluk iddiaları, görüntüleri ve buluntuları hakkında bütün kamu vicdanını tatmin edecek bir şeffaflık sergilemek yerine Emniyet görevlilerini sürgüne göndermek, savcıları tehdit etmek, yasaları değiştirmeye kalkmak ve son derece saygın kişi ve çevrelere ağır sözler söylemek gibi bir tutumu olağan insan aklı ile izanla ve vicdanla doğrusu bağdaştıramıyorum. Bu tutum karşısında çok üzgünüm.


 

Başbakan’ın Hizmet hakkındaki açıklaması çirkin ve kabul edilemez

Mustafa Destici – BBP Genel Başkanı: Başbakan’ın açıklamaları çirkin ve kabul edilemez. Hizmet, milli ve manevi değerlerimizi dünyanın dört bir yanına götürüyor. Ayrıca, Başbakan ve çevresinin de bu hareketi yıllardır öve öve bitiremediğini unutmayalım. Terör örgütleri dışında Türkiye’de toplumun hiçbir kesiminin ‘Haşhaşi’ benzetmesini hak etmemektedir. Başbakan son dönemde kutuplaştırıcı ve bölücü bir söylem kullanıyor. Bunun memlekete bir faydası yok. Başbakan’ın ‘Acırsan, acınacak duruma gelirsin’ sözleri de yanlış. Bu mantığın Türk-İslam geleneğinde yeri yok.


 

Masumiyeti, mahkeme kararıyla muhkem bir kaziye haline geldi

Prof. Dr. Suat Yıldırım – İlahiyatçı: Bu harekete gönül verenler kanunen serbest olan gösterilerde bile bulunmamıştır. Bu Hizmet’in kanaat önderi Fethullah Gülen Hocaefendi, ‘örgüt kurma’ isnadıyla yargılanmış, senelerce süren yargılamanın sonunda mahkemelerden ve en son Yargıtay Ceza Kurulu’ndan beraat etmiştir. Böylece masumiyeti muhkem bir kaziye haline gelmiştir. Dolayısıyla ‘Haşhaşi’ nitelendirilmesi insafla bağdaşlaştırılması mümkün olmayan bir iftiradır. En yetkili mahkemelerden geçerek muhkem kaziye halinde, beraatten sonra böyle bir isnatta bulunmak hukuken de suçtur. Dolayısıyla ilgilileri insafa ve adalete davet ediyorum.


 

Haşhaşiler, eli kanlı bir cinayet şebekesidir

Mustafa Armağan: “Haşhaşiler veya Hasan Sabbah’ın fedaileri diye bilinen topluluk, tarihte görülmüş ilk ‘terörist’ örgüttür. Gerçek İsmailî imameti ihya etmeyi hedefliyorlardı ve bu maksatla kartal yuvası Alamut Kalesi’ni karargâh tutmuş, beyinlerini yıkadıkları suikastçıları engel olarak gördükleri liderlere saldırtmışlardı. Sünni İslam nizamını çökertme uğruna kimliklerini gizleyerek hareket geçen bu maharetli katiller, önemli kurbanların ‘şeref defteri’ni bile tutarlarmış. İslam dünyasının medar-ı iftiharı olan Nizamülmülk ve Selahaddin Eyyübi gibi ‘hainleri’ de temizlemeyi planlamışlar, ilki şehid olurken ikincisi suikasttan kılpayı kurtulmuştur. Nihayet bellerini kırmak Hülagü’ye, melanetlerine son vermekse Baybars’a nasip olmuştur. Zaman zaman dışarıdan yardım da alan bir cinayet şebekesi ve eli kanlı örgüt olarak on yıllarca Sünni İslam âlemine darbe üstüne darbe indirmiş bulunan Haşhaşilerin yaptıklarını Hizmet Hareketi mensuplarına yakıştırmak anakronizme düşmek bir yana, hakkaniyetle bağdaşmamaktadır.”


 

Tehlikeli bir benzetme çok yanlış ve tedirgin edici

Gazeteci-yazar Ali Bulaç: “Çok sakıncalı bir ifade olarak görüyorum. Çünkü Haşhaşiler bir yer altı teşkilatıdır. Bir suikast timidir. Başta devlet görevlilerini ve kamu görevlilerini hedef alan bir örgüttü. Ayrıca bunlar esrar aldıkları için ne yaptıklarını bilmezlerdi. Bugün hükümet ve bazı yazarlar tarafından bu cemaate, cemaat üyelerine hamlediliyor. Bu çok tehlikeli ve çok yanlış bir şeydir. Bu durumda cemaate mensup bütün insanlar haşhaş kullanan birer ‘Haşhaşi’ oluyor. Birer suikastçı, terörist oluyor. Bu, toplumda ciddi gerginliklere sebebiyet verebilir. Başbakan bunu nasıl kullandı, niye kullandı anlayamadım. Doğrusu çok garipsedim. Bu toplumda büyük bir huzursuzluk yaratır. İnsanların birbirine tavrını ve yaklaşımını değiştirir. Biri diğerine karşı tavır koymaya, hatta gardını almaya başlar. Bu çeşitli ihbar ve ispiyonlara yol açar. Belki de arkasından gelecek bir darbenin gerekçesi olarak dahi kullanılabilir. Ben bunu çok yanlış buldum ve gerçekten çok tedirginlik duydum.”


 

Başbakan Erdoğan, terör örgütünün dilini kullanıyor

MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri: “Başbakan, benim de dahil bu ülkedeki herkesin başbakanı. Ancak öyle davranmıyor. Başbakan’ın bölücü bir dilden ziyade birleştirici üslupla konuşması gerekir. PKK’nın Hizmet Hareketi’ni tanımlamak için kullandığı bütün argümanlara sarılıyor. Başbakan, terör örgütünü yanına alıp Hizmet Hareketi’ni ‘örgüt’ ilan ederek yeni bir ittifak arayışı içinde. Amacı hem Hizmet hareketi’ni PKK’dan boşalan örgüt kadrosuna dahil etmek hem de gündemi değiştirip yolsuzlukların üzerini örtmek. Tarihte Haşhaşilerin ve Hasan Sabbah’ın ne olduğu belli. Haşhaşiler tarihte Türk milletine karşı büyük provokasyonlara imza atmış bölücü bir örgüttür. Amacı, huzuru ve ülkeyi parçalamaktır. Hizmet Hareketi ise bu ülkede tamamen gönüllü duyarlılıkla ülkenin bölünmemesi için Güneydoğu başta olmak üzere Türkiye’nin dört bir yanında gençler terör örgütlerinin eline düşmesin diye çırpınan bir inisiyatiftir. Başbakan’ın iddiasının aksine bir örgüt değil, teröre karşı gençleri korumaya çalışan bir yapıdır. Bize göre ‘Haşhaşi’ bölücü olandır. Dolayısıyla Başbakan, Haşhaşi arıyorsa aynaya bakması yeterlidir.”

BURAK KILIÇ, CİHAN YENİLMEZ, NECİP SALACAN, ASLIHAN AYDIN – İSTANBUL – ANKARA | ZAMAN

Reklam
Etiketler
Reklam

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close