Haberler

Dershane

Bu köşede kendimle alakalı yazı yazmama gıcık olan çok, ama yazacağım. Gündem dershane olunca yazayım dedim.

Ben dershaneye hiç gitmedim. Açıkçası lise yıllarımda bunun için ailemin maddi imkânı da yoktu.

Düz liseden başarısızlığım nedeniyle atılınca benim yerime; anam-babam karar verdi. Bir meslek sahibi bari olsun diyerek, Şereflikoçhisar Endüstri Meslek Lisesi Metal İşleri Bölümüne gönderdi.

Beni adam yerine koyup; ‘Kaynakçı olur musun?’ diye soran da olmadı.

Sınıfa bir gittim hepsi aile kararı ile gelen çocuklar.

Kararı ailelerimiz verdi: demirci olduk.

1994-1995 eğitim dönemi lise sondayım artık üniversite zamanı amansız bir yarış. Biz bu yarışta saf dışıyız. Çünkü ben dâhil bütün sınıf arkadaşlarımın maddi imkânı yok dershane bize lüks.

İstesem belki parasızda alırlardı, Şereflikoçhisar Maltepe Dershanesi’nde çok tanıdığımız vardı ama ben istemedim.

Sınıf arkadaşlarım gibi Tansu Çiller hükümetinin bize biçtiği; pazarcı, kaynakçı, hurdacı, amele gibi vasıfsız Türk elemanı kaderine razı oldum.

Dershane hocaları boş zamanlarında gel ara sıra takıl demişlerdi ama ben de oralı olmadım pazarda çalışıp para kazanmayı tercih ettim.

Test kitapları vermişlerdi bir göz gezdirdim, sanki bu kitaplar başka bir Türkiye’ye aitti. Zaten o anda anladım eğitim sisteminin açığını kapamaya ne bu dershaneler ne de benim de ömrüm yeterdi.

Ben ŞKEML Metal İşleri’nde haftada, 20 saat atölye dersi, teknik resim ve mesleki dersleri alıyorum. Adam bana neler soracak, vay anam vay…

Sor; uçak, gemi gövdesi, kalorifer kazanı kaynağını anlatayım. Türkçe konuşamıyoruz, felsefe, inkılâp tarihi soruyor. Bizim sınıftan üniversite sınavını kazanan olmadı.

Neye yanıyorum biliyor musunuz? Sadece mesleğimle ilgili en iyi üniversiteden en kötüsüne kadar bütün bölümleri yazmıştım. Ama bir yer tutturamadım.

Sadece demirci olmak istiyordum.

Olmadı.

Şimdi yetişmiş demirci bulamıyor sanayi. Daha çok ararlar.

Metal işleri ile olan alakamız metal müzik dinlemekle devam etti.

Bize meslek öğretmek için emek veren hocalarımızın emekleri heba oldu. Yaktığımız elektrotlar, asetilen gazları havaya, dövdüğümüz tonlarca devletin demiri hurdaya gitti.

Babam marangoz olduğu için üniversiteyi kazanamamamı canına minnet bildi. İş gücü lazım usta bulamıyor, ben demirciyim ama ahşaptan da anladığımı biliyor.

İşleme makineleri neredeyse aynı sadece işlenen malzeme, ağaç yerine demir.

Başladık işe.

Kadere bak ki üniversite öğrencileri için sıra yapıyoruz.

Yeni açılmış bir özel üniversitenin işini yetiştirmeye çalışıyoruz.

Gece gündüz talaş içinde geçiyor. Sıralara bakıyor o sıralarda okumayı hayal ediyorum.

Bir gün üniversiteden işveren atölyeye geldi. Babam yoktu, işe hız verilmesini istedi. Benimle bir müddet konuştu. Lise mezunu olduğumu ama üniversite okuma imkânım olmadığını duyunca çok üzüldü.

Ben sana burs bulurum, okuman lazım dedi. ÖSS’de ilk basamağı geçtiğin belgeyi al yarın şu üniversitenin öğrenci işlerine git selamımı söyle dedi.

Bir zamanlar dershanede adam olsun diye peşimden koşan hizmet erleri şimdi de üniversite okumam için çabalıyordu.

Gittiğimde İktisat Bölümü’ne kaydımın yapıldığını öğrendim.

Burs verenim karar vermişti: İktisatçı oldum.

Üniversiteye başladıktan sonra Allah’ın izniyle kendi kararımı artık kendim verdim ve 1997’de bir zamanlar hayalim olan foto-muhabirliğine başladım.

Şimdi olana bitene bakıyorum ve üzülüyorum.

Ukrayna’da yaşıyorum dershane diye bir şey yok.

Çünkü adam 100 lise mezunu varsa 100 kontenjanlık üniversite açmış.

İsteyen direk devam ediyor.

ÖSYM yok.

Üniversite okumak istemeyenler öğrenciler nedeniyle üniversite kontenjanlarında açık var.

Üniversiteler bu açığı dışarıdan öğrenci getirerek doldurmaya çalışıyor.

Benim gibi Türkiye’de okuyamayan öğrenciler bu üniversitelerde YÖK’ün denklik sorunlarıyla mezun oluyor.

Her halükarda eğitim sistemimiz sorun oluyor.

Diyeceğim o ki dershaneden önce dershaneye olan ihtiyacı kaldırın. Üniversiteye sınavla giriş devam ederken dershaneler ihtiyaç olduğu açık.

Adam yetiştiremiyorsunuz, bari tek derdi adam yetiştirmek olanları rahat bırakın.

Adam demişken; İskoç filozof, ahlak felsefesi profesörü Adam Smith; ”laissez-faire, laissez-passer” (bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler) demiş…

Bazen dinlemek lazım…

YUNUS ERDOĞDU | KİEV – yunuserdogdu@hotmail.com

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close