Haberler

Hollanda’da kuzu avı!

Reklam

“Kurt, derede su içerken suyun kenarındaki kuzuyu görür ve yanına koşar. Amacı kuzuyu yemektir. Lakin gelebilecek yardımları önlemek ve psikolojik baskı ile kuzuyu suçlu duruma düşürerek avını rahatça yemek için sorar: Neden suyumu bulandırdın?”

Kuzu, “Kurt kardeş, ben bulandırmadım suyunu” derse de ikna edemez: “Yok, yok. Bana bulanık su içirmek için mahsus yaptın bunu.”

Kuzu şaşkınlık içinde cevap verir: “Ama bulandırmış olsam da su aşağı doğru akıyor. Sen suyun yukarısındasın. Sana gelemez ki.” Kurt, iyice sinirlenir ve yeni bir suçlama yapıp dişlerini gıcırdatır: “Ama sen geçen yıl benim atama küfretmiştin.” Kuzu, küçük dilini yutar: “İnsaf. Geçen yıl daha doğmamıştım bile” İşte bu hikâye tarih boyu haksız ithamlarla infaz edilmeye çalışılanların durumunu iyi anlatıyor.

Kuzu, bazen demokrasi; bazen bir başbakan; bazen bir aydın; bazen bir din âlimi; bazen de milletin ta kendisidir. Maalesef, başarılı bahanelerle kuzu yeme süreçleri bizde çok rutindir. Kurtuluş Savaşı’nda yer alan devlet adamları, aydınlar, din adamları; gericilik ithamıyla susturuldu. Partileri kapatıldı. Bahanelerle ihtilaller yapılıp başbakanlar asıldı. 27 Mayıs’a giden süreçte, “Harbiyeli öğrenciler kıyma makinelerinden geçirildi” yalan haberleri ile 28 Şubat sürecindeki A. Kalkancı, F. Şahin senaryoları arasında fark yoktu. O gün için kuzu hükümetti. Suyu bulandırmakla suçlanıp işi görüldü. Demokrasiye balans ayarı yapanlar, bu arada birçok bankayı da bir güzel hortumladılar. Yedikleriyle doymayan kurtlar, bir haziran kampanyasıyla hayatını ahlak, eğitim ve diyaloğa adayan Fethullah Gülen’i suyu bulandırmakla suçlayıp idamla yargıladılar.

Bu ülkede yaşayan bizler, kurt-kuzu hikâyesini hayatımızla bilir; kuzuların haksız yere yenmemesi için ülkemizin çağdaş demokratik değerlere kavuşmasını ister; bunun için AB sürecini destekleriz. Ancak bir süredir şaşkınım. Çünkü adalet, eşitlik ve demokrasi gibi değerlerin adresi gördüğümüz Batı’da, son zamanlarda bize özgü kurt-kuzu hadiseleri yaşanıyor. 2 yıl önce Pakistan’daki Türk okullarını küresel hoşgörünün temsilcisi ilan eden saygın Amerikan gazetesi, bir bakıyorsunuz dün söylediklerinin 180 derece aksini yazıyor. Almanya’da büyük bir dergi, sadece bir tanığın beyanına dayanarak Hizmet Hareketi’ni mafyaya benzetiyor.

Bir haftadır Hollanda’da bir grup medya, 28 Şubat medyasından ders almış gibi Hizmet aleyhine bir kampanya peşinde. Koruyucu aile olarak eşcinsel bir çifte verilen Yunus hakkındaki kavgayı, Zaman ve Gülen bağlantılı kurumların çıkardığı gibi tamamen asılsız yayınlar yapıyorlar.

Kendisi de Hollandalı bir siyasetçi olan yazarımız Joost Lagendijk, işin aslını şöyle yazdı: “Hikâye başından itibaren zayıf görünüyordu, zira içinde epey yanlış bilgi vardı ve vakadaki tüm aktörleri Gülen hareketine bağlamaya çalışıyordu. Buna, Gülen’le ilgisi olmayan Diyanet’in organize ettiği toplantı ve ATV’de yayınlanan bir dizi program da dâhil.” Hizmet hakkında meşru soruların sorulabileceğini belirten Lagendijk, Hollanda basınının iddiaları için “ispatlanmamış spekülasyonlar” diyordu.

Üstelik Türkiye’nin Yunus’la ilgili rahatsızlığı sır değil ki. Hollanda’ya yaptığı ziyarette Başbakan Erdoğan, olaya duyduğu tepkiyi ifade etmiş; sözleri de medyada geniş yer bulmuştu. Ayrıca sınırsız demokrasinin tartışıldığı bir ülkede, Müslüman bir çocuğun eşcinsel aileye verilmesinin tartışılmasında ne sakınca var? Ama buradaki sorun, bu meseleye en son yer veren Zaman Benelux’ün ve dolayısıyla Hizmet’in günah keçisi ilan edilmesi. Hâlbuki daha önce de Hollanda’da başlayan benzer bir tartışma üzerine Hizmet’le irtibatlı kurumlar incelenmiş ve bunların entegrasyonu engellemediği, aksine teşvik ettiği resmi raporlara girmişti. Galiba Hizmet’in kaderi bu: Ülke içinde, diyalog faaliyetleri, azınlık gruplarıyla teması ve şiddet karşıtı duruşu nedeniyle fazla liberal; dışarıda ise entegrasyona en büyük destek veren hareket olmasına rağmen tutuculukla suçlanmak.

Kurt bu, keyfine göre kuzuyu suçlayabilir. Acı olan, Türkiye’de kurtulmaya çalıştığımız bu hikâyenin Avrupa’da karşımıza çıkması. Çünkü bu tür yaftalama, yargısız infaz ve psikolojik operasyonlar Hollanda demokrasisine; yalan yanlış haberler de saygın medyaya yakışmıyor.

ABDÜLHAMİT BİLİCİ | ZAMAN a.bilici@zaman.com.tr http://twitter.com/ahamitbilici

Reklam
Reklam

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kontrol et

Close
Close