AnalizHaberler

Rusya-Ukrayna ilişkilerinin en soğuk kışı

Reklam

2012 yılının ilk aylarında kendini gösteren kış şüphesiz pek çok doğu Avrupa ülkesi gibi Ukrayna ve Rusya’da da ağır geçti. Ancak iklimle beraber Rusya-Ukrayna ilişkileri de SSCB yıllarından sonraki 20 yıllık dönemde en dondurucu soğukları yaşıyor. Ukrayna’da, Rus yanlısı kabul edilen bir yönetim iş başındayken, 2010 yılında imzalanan Harkiv Anlaşmalarıyla Rusya’nın stratejik talepleri teslim edilmişken görülen ilişkilerdeki bu soğuklar, daha da yıpratıcı kılıyor.

İki ülke ilişkileri son üç ayda birbiri ardına gelen krizlerle şu sıralar tanınmaz halde.

İlk kriz olarak, aslında her kış yaşanan “gaz anlaşmazlığı sendromu” bu sene de tekrarlandı. 2011 sonlarında Ukrayna hükümeti bir yandan Rusya ile gaz pazarlığını sürdürürken olumlu sonuca varılacağına dair ümitli açıklamalar yapıyor, öte yandan da beklediği gaz fiyatına göre 2012 bütçesini hazırlıyordu. Hatta bu bağlamda AB ile imzalayacağı “Gümrük Birliği Anlaşması” bile “B” planı mesabesindeydi. Avrupa’nın, eski başbakan Yuliya Timoşenko hakkındaki henüz nezaketli hatırlatmalarına özgüvenle dolu cevaplar verebiliyordu. Fakat 2012 yılının başlangıcında coğrafi atmosferle birlikte siyasi atmosferde de soğuklar şiddetlendi.

Şubat’ın başında Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev, GAZPROM başkanı Aleksey Miller’i kabul ediyordu. Kabulün TV kameraları önündeki kısmında Miller, “Avrupalı tüketicilere giden gazın önemli kısmı ulaşmadı. Farklı tarihlerde bu gazın 40 milyon metreküplük kısmı Ukrayna’da kaldı” diyordu. Gerçi birkaç gün sonra GAZPROM’dan dış dünyaya, Avrupa’ya giden gazı eksik göndermişiz diye açıklıyordu.

Geçtiğimiz yıllarda en soğuk günleri yaklaştı mı, GAZPROM yönetiminden bir ses “Ukrayna parasını ödemiyor, Ukrayna Avrupa’ya giden gaz borusundan gaz çalıyor” açıklamalarını yapardı. Bunun ertesinde “iki kardeş ülke” kimin haklı olduğu tartışması yaparken Avrupa soğuktan daha çok gaz kesiliyor haberinden titremeye başlardı. Ardından gelen sıcak günler bu gerçeği bir sonraki kışa kadar unutturuverirdi.

Bu “gaz krizleri” Avrupa kıtasının sakinlerinin çoğunun kafasında harfiyen anlam kazanırdı. Bu krizi sadece, eski Sovyet ülkelerinde doğal gazın istihsali nasıl yapılır ve pazarlanır konusunu yakinen bilenler farklı yorumlar; bir de adı geçen ülkelerin yönetim mantalitesinin bir parçası olan “ölümü gösterip sıtmaya razı etmek”  prensibini bilenler anlardı.

Gaz krizine bu sene eklenen yeni kalemler yukarıdaki tespiti teyit etmek için önemli oldu.

Şubat başında gaz krizine yeni bir kriz eklendi: Peynir krizi. Rusya Fedarasyonu’nun gıdaların kontrolünü yapan kurumu, üç Ukrayna peyniri markasının, standartlara uymadığı gerekçesiyle Rusya’ya ithalatını yasakladı. Ardından yasak marka sayısı yediye çıktı. Üstelik Rusya, ısrarlara rağmen bu markalara bir kez daha bağımsız expertiz incelemesi yapılmasını reddetti.

Takvimler 27 Şubat’ı gösteriyordu ki, medya Odesa’da bir terörist gruba yapılan operasyonla çalkalandı. Çünkü bu teröristler ilk sorguda bülbül gibi ötmüşlerdi. Moskova’da Rusya Başbakanı ve en güçlü başkan adayı Vladimir Putin’e suikast hazırlığı için Odesa’ya gelmişlerdi.  Senaryonun bu kadar kolay ortaya çıkması ve Ukrayna’nın adının yine olmaması gereken listede yer alması, tabiri caizse gazetecilerin içine kurt düşürdü.

20 yıllık Rusya-Ukrayna ilişkilerinin en soğuk günleri olan son üç ay, ne garip bir rastlantıdır ki, Rusya’daki başkanlık seçimlerinin (4 Mart 2012) öncesindeki son üç aydı. İşte, iki ülke arasındaki birbiri ardına gelen bütün krizlere yeniden anlam yükleyen nokta budur.

Krizlerin bu yeni anlamı, şiddetli soğuklar arifesindeki şu olayla biraz olsun açık hal almıştır.

15 Ocak günü Rusya’da Seçim Gazetesinin ilk sayısı “Tanrı göstermesin!” manşetiyle çıktı. Manşetin altındaki yazılarda, Rusya’nın “devrim mevrim”  yoluna sapması halinde ne felaketlere meydan verileceği anlatılıyordu. Ukrayna’nın 2004-2005 kışında yaşadığı Turuncu Devrimin anlatıldığı, “Ukrayna nasıl mavi pirzolayı turuncu köpüğe değişti“ başlıklı makale kanıt olarak yer alıyordu. Rus ve Ukraynalı gazetecilerin yazılarının yer aldığı bu özel sayı 5 milyon 490 bin adet basıldı ve parasız dağıtıldı.

Daha sonra da ünlü Rus siyaset bilimcisi ve tiyatrocu Sergey Kurginyan, toplumu “turuncu salgından” korunmaya çağırdı.

Demek ki, Rusya başkanlık seçimlerinde Ukrayna ile ilişkiler, gerektiğinde kullanılan bir kart gibi. Ancak Ukrayna kartı, sadece “doğru adamı seçmezseniz sonumuz nice olur” argümanı olarak kullanılmıyor. Zor sosyal şartlardan, yolsuzluklardan bıkkın, adaletli seçimlerden ümidini kesmiş Rus halkını yine bir aday etrafında toplayacak eski ve tek bir yöntem kaldı. Bu yöntem, hayali bir dış düşmana karşı birlik olunması. İşte seçim kampanyasında, Rusya’nın “gazını çalan, bir türlü eski güçlü birliği tekrar kurmaya yanaşmayan” hayali düşman Ukrayna oldu.

Seçimlerden sonra Ukrayna-Rusya ilişkileri ne halde olur?

Bazı politik analizcilerin düşüncelerine göre seçimlerden önce ilk turda, kendisine % 63’lük oy biçilen en güçlü aday Vladimir Putin, Avrasya Birliği (YevrAzEs) kurmayı kendisine bir hedef olarak belirlemiş durumda. Aslında bir başka deyişle Avrasya Birliği sınırlarında eski SSCB’nin kurulması. Zaten Putin, bu birlik bünyesindeki Gümrük Birliğinin (Tamojenniy Sayuz) Ukrayna’nın menfaatine olduğunu defalarca ifade etti. Fakat sorun, Ukrayna’nın bir türlü Avrasya Birliği’ne girmeyi “kabul ettim gitti” dememesi.

Dolayısıyla bu kış Ukrayna’nın başına krizlerin yağmur gibi yağmasının nedeni Rusya’daki başkanlık seçimleri ve onun güçlü adayının hedefi olabilir. Ukraynalı siyasi elitinde, Putin döneminin, tıkanmış Ukrayna-Rusya ilişkilerin önünün kolaylıkla açılacağı beklentisi varsa da, siyasi analizciler için yeni başkanlık döneminin Ukrayna için kolay olmadığı beklentisi oldukça yaygın.

CEM O. BOYMAN | UKRAYNAHABER.COM

Reklam
Etiketler
Reklam

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close