Haberler

Türk’ün parayla imtihanı

Halide Edip’in “Türk’ün Ateşle İmtihanı” adlı anılar kitabı, bilinçli bir biçimde çökertilmiş bir imparatorluktan yeni bir devlet yaratmanın hikâyesini anlatır. Ona göre “Türk”, ateşle imtihan edilmiş ve bu sınavı geçmişti.

Zaman zaman düşünürüm ve acaba Halide Edip ömrü vefa edip yaşasa ve “Türk’ün Parayla İmtihanı” diye bir kitap yazabilse acaba nasıl bir sonuca ulaşırdı diye merak ederim.

Çünkü kuruluş yıllarının atılımından ve coşkusundan sonra “Türk” parayla karşı karşıya geldi ve bana göre bu sınavı kaybetti.

Çünkü:

Futbol’da şike var.

Televizyon seyirci ölçümlerinde şike var.

ÖSYM’de hile var.

Nüfus sayımlarında sahtekârlık var.

Seçmen sayılarında hile var.

Seçim sonuçlarında hile var.

Gıdalarda hile var.

İmar izinlerinde yolsuzluk var.

Devlet ihalelerinde, özelleştirmede, belediyelerde, yediğimizde, içtiğimizde; kısacası aklınıza gelebilecek her alanda gırtlağımıza kadar yolsuzluğa batmış olduğumuzu anlamak için birkaç gazeteye göz gezdirmek yeter.

Galiba herkesin kafası kurnazlığa, köşe dönmeciliğe, trilyonlar kazanmaya takılmış artık.

NEDEN?

André Maurois, ömrünün son yıllarında durmadan altınlarını sayan yaşlı cimri tipini inceler ve der ki: “Bunun nedeni gelecek korkusu falan değildir. O yaşlı adam, hayatta başka tutkusu kalmadığı için altınlarına sarılır.”

Bence de doğru bir görüş.

Artık; aşk, ideal, cinsellik vs. gibi hiçbir tutkuya sahip olmayan adamın elde kalan tek merakı para hırsıdır.

Bizdeki yolsuzluk ve sahtekârlık bataklığını da aynı mantıkla açıklamak mümkün.

Eğer bir toplumda bilim, sanat, düşünce, ideoloji, ahlak, yurrtseverlik, hümanizm, gelenek gibi kavramlar kalmadıysa; tek değer ölçüsü para ve siyasetse, insanların çoğu bu amaçlara ulaşmak için canını bile verir.

Bu paraya gereksinme duyduğu için değil; sadece ilkel içgüdülerini tatmin edebilmek için.

Yolsuzluk yapan insan prototipini gözünüzün önüne getirin. Bu adam eline geçen trilyonlarla, ne tutkunu olduğu bir ressamın tablolarını alır, ne Viyana Filarmoni dinlemeye gider ne de bir bilim-sanat ödülü kurar.

Olsa olsa kebap yer.

Oysa çaldığı para, bir değil on ömür yaşasa yiyeceği kebaptan fazladır ama o zavallı, hayatta itibar sahibi ve adam olmanın tek ölçüsü olarak para-siyaset sarmalını gördüğü için, herkesin “Bırak şu hırsızı!” demesi pahasına sonsuz bir şehvetle para kazanmaya devam eder.

Kebap yüzünden damarları tıkandığı zaman da arkasında trilyonlar bırakarak göçer bu dünyadan.

Ateş çemberinden geçerek yeni bir ülke kuran ama para tuzaklarını aşamayan bir halkın trajedisidir bu.

ZÜLFÜ LİVANELİ | VATAN GAZETESİ – zlivaneli@gazetevatan.com

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kontrol et

Close
Close