Reklam
Haberler

Siz bu tuzağa düşmeyin…

Reklam

Şehirlerarası yolculuk yapmaktan büyük bir zevk alıyorum. Uzun yollar iç muhasebe yapabilmek, farklı şeyleri düşünmek ve büyük şehrin yoğunluğundan kurtulma adına iyi bir imkân. İnsan uzun yolculuklar sırasında özellikle de gece yolculuklarında direksiyonda kendini, kalbini, duygularını dinleme imkânı buluyor.

Eylül ayı ortaları idi. Türkçe Olimpiyatları Ukrayna Finalleri ile ilgili görüşmeler yapmak üzere kendi aracımızla Odesa’dan Kiev’e doğru yola çıkmıştık.  Vakit öğleden sonrayı biraz geçmiş ikindiye yaklaşmıştı. Yolculuk güzel başlamıştı. Üzerimde günün kısmi bir yorgunluğu olsa da uzun yolculuklar bana büyük bir keyif veriyordu. Yol arkadaşlarım uzun yolculuklar konusunda en az benim kadar tecrübeliydiler. Onlar da benim gibi defalarca uzun yollara çıkmış bu duyguyu (istekli olup olmadıkları konusunda şüphelerim var) benimle paylaşmışlardı. Biri eşim diğeri ise büyük kızımdı. Hatta bundan bir önceki uzun yolculuğumuzu Odesa’dan İstanbul’a yapmış çok da keyif almıştık.

Benim için yolculuğu eğlenceli bir hale getirmenin başka bir yolu da yol azığını iyi hazırlamaktan geçiyordu. Gündüz torpidoyu ve bagajı doldurmuştum. Kuru yemişten içeceğe kadar birçok abur cubur almıştık. Yolculuğun ilk kilometrelerinden itibaren bunları tüketmeye başladım. Bir taraftan sohbet ediyor, bir taraftan da yolculuğumuza devam ediyorduk. Aşağı yukarı 150 km kadar yol almıştık. Hava henüz kararmaya başlamamıştı. Hava kararmadan yolun yarısından fazlasını geçmek istiyordum.

Sohbet koyulaşmıştı. Yol da, yolculuk da güzeldi. Anormal bir şey gözükmüyordu. Cuma olduğu için biraz kalabalıktı. Bir ara yol kenarında duran arabalar gördüm. Üç otomobil arka arkaya park etmiş yoldan geçenlerden yardım istiyorlardı. Ukrayna plakalı değildi. Baltık ve Belarus plakaları vardı. Kaza falan yoktu. Olayı anlamak için yavaşladığımda arabaların içlerinde çocuklu ailelerin olduğunu gördüm. İstemeyerek de olsa yavaşlayıp durdum. Penceremi yarım aralayıp ne istediklerini sordum. Parasız kaldıklarını benzinlerinin bitmek üzere olduğunu anlatmaya çalışıyorlardı. Rusçaları çok iyi değildi. Yabancı oldukları belliydi. Hastaları olduğunu Harkiv’e gitmek istediklerini ancak benzinlerinin en yakın şehre kadar bile yetmeyeceğini ifade ettiler. Çaresiz görünüyorlardı. Benimle konuşan adam parmağındaki altın yüzüğü çıkarıp bana uzattı. Lütfen sizden rica ediyorum. Bu yüzüğüme karşılık gönlünüzden ne kopuyorsa verin. Hastamız ameliyat masasında ona yetişmemiz gerekiyor dedi. Normalde çok fazla inanmak istemedim. Ama tekrar arabalara baktım, çocuklar vardı. O durum vicdanımı sızlattı. Gerçek de olabilirdi düzmece de.  Saniyeler içinde vicdanım ve mantığım arasında gidip geldim. Vicdan aldanabilirdi. Ama diğer taraftan da mantık insanların mağdur durumda kalmalarına sebebiyet verebilirdi. Tabi ki vicdanıma kulak vererek hatırı sayılır miktarda parayı çıkarıp verdim. Parayı verdikten sonra içim cız etmişti. Ama hemen şu söz aklıma geldi ve rahatlamaya çalıştım. Müslüman aldatmaz ama aldanır. Eğer aldatıyorlarsa napalım günahları boyunlarınaydı.

Aradan bir kaç hafta geçti ve bu yaşadıklarımı bir dost meclisinde arkadaşlarımla paylaştım. Arkadaşlarım bu olayın ilk olmadığını Kırım yakınlarında aynı kişilerin aynı yöntemi kullanarak kendilerinden de para aldıklarını ve buna benzer bir olayla başka arkadaşlarının da karşılaştığını ifade edince gerçek ortaya çıkmış oldu.

Yaşadıklarımızı sizinle paylaşarak, aynı sıkıntıya sizlerin de düşmenizi istemediğim için bu yazıyı kaleme alma gereği duydum. Kazasız belasız günler dileğiyle…

Tarkan Tekten
Akademisyen

Reklam
Reklam

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close