Reklam
Haberler

Büyük özlem

Reklam

Martı ne kadar özgür, hem karada hem de denizde. Memleki hem gökyüzü hem de yeryüzü. Rüzgârla uçuyor, dalgalarla coşuyor…

Cumali Amca Odesa Limanı’nda ayaküstü, denize doğru seyre koyulmuş. Düşünceleri bir o kadar karışık ve heyecanlı. Dalgalar gibi coşkulu bulutlar gibi düşünceli. Bazen gülümsüyor, bazen ciddileşiyor. Etraf ile çok ilgilenmiyor, kendi halinde.

Hava çok sıcak ve sıcak alnında terler dökülüyor. Ayakları hafif açık, gözleri ile Türkiye tarafını süzüyor, karşı kıyıyı görür gibi…

Onun adına ben de sevinçliyim Cumali amca Türkiye’ye gidecek diye. Yıllardır özlemiydi, yıllardır hasretiydi.

Cumali Amca Odesa’da yaşayan çok az sayıdaki Ahıska Türklerinden.

Seneler süren hasreti saatler sonra bitecek. Çünkü birazdan gemi ile Türkiye’ye yola çıkacak. İlk defa yolculuk yapacak bir çocuk gibi heyecenlı.

-‘Ömür boyu hayalimde zihnimde canlandırdığım Türkiye’ye gideceğim, minareler camiler göreceğim, herkes ile Türkçe konuşacağım, özgür gezeceğim, hangi camide  istersem girip  namaz kılacağım, bol bol fotoğraf çekeceğim  ve getirip göstereceğim buradakilere. Hocam ben ne diyeceğimi bilemiyorum, Allaha şükür dünya gözü ile Türkiye’yi göreceğim’ diyor.

Cumali amca üç kez sürgüne gönderilmiş, üç kez vatanından edilmiş. Diğer Ahıskalılar gibi çileler çekmiş. Yetmişine varan yaşına rağmen halen dinç ve keskin bakışlı.

-‘Vatansızlık ve böyle parça parça yaşıyor olmamız bizim için en büyük dert’ diyor. Türkiye onlar için hep umut ve sürekli artan özlem olmuş. Türk bayrağı evlerinde daha bir gururla asılıdır. Kur’an ise Anadolumuzun köylerinde gördüğü saygının aynısını onlarin evlerinde de görür. Duvarda halı vardır ve işlenmiş mahfazanın içinde Kur’an titizlikle halının üzerine asılmıştır.

-‘Allaha şükür göreceğim, havasını böyle derin derin çekeceğim içime, valla doğrumu düşünüyorum bilmiyorum ama hacca gidiyormuşum gibi seviniyorum’ diyor.
İkinci dünya savaşı günlerinde Türkiye’ye gelip yerleşen ve o günden bu güne de haber alamadığı akrabalarını arayıp bulmayı da unutmuyor…

Yanında yakını İsa Amca var. Aynı köyde yaşıyorlar, beraber sürülmüşler. Onun da yetmişe yaklaşan yaşı var.  

İsa Amca ayaküstü minnet vefa karışımı başından geçen bir olayı şöyle anlatır:
Kardeşi Odesa’da hastalıktan vefat etmiş. Bu Odesa’da yaşayan Ahıskalıların ilk vefat olayı olmuş. İsa amca kardeşinin cenaze namazını ve defin işlemlerini tam yapamayacaklarından çok endişelenir. Başka bir Türk vasıtası ile ulaştığı hicret erlerinden Çorum’lu İbrahim imdatlarına yetişir. İbrahim Cenaze Namazını kıldırır, yasin okur dualarını yapar…

Böyle zor günde yardımlarına koştuğu için İsa Amca’ya en sevgili insan ‘İbrahim Can’.
-‘Kızım olsa idi ona verirdim’ diyor.

İbrahim can onun için en değerli insan ve bütün Anadolu Türklerini onun gibi biliyor…

* * *

İsa amcanın bu yarı buruk hikâyesinden sonra Cumali amca ilginç bir anısını anlatıyor. Türkiye’den gelen Türkler’le ilk karşılaşıp tanıştıkları olay şöyledir:

-‘91 yılının sonları idi ve ‘Prostroyka’ (Sovyet Rusya’nın dağılması) yeni olmuştu. Osmanlıdan kalma bir isim olan Odesa Hacıbey limanındaki Türkleri görene kadar biz hiç Türk görmemiştik. Limanda balık pazarı var ve biz bir gün pazarda idik. Pazarda kulağıma Türkçe sesler gelmeye başladı,  bir an için çok şaşırdım. Baktım üç kişiler ve Türkçe konuşuyorlar. Gittim yanlarına onlarla Türkçe konuştum, kendimi tanıttım. Böyle birşeyi onlar da beklemiyorlardı. Birbirlerine bakmaya başladılar. Odesa üzerinden Kiev Minsk yoluyla Beyaz Rusya’ya gidecek olan TIR şoförleri idi ve büyük büyük tırları vardı. Onları köye davet ettim, önce gelmek istemediler, bana güvenmediler, Minsk’e yetişmemiz gerekli dediler, ama ben çok ısrar ettim, biz hiç Türkiye Türkü görmedik gidelim köye sizi herkes görsün sevinsinler, yemek yiyelim sohbet edelim dedim, onları nihayet ikna ettim. Köye gittik, köydekiler için düğün bayram gibi oldu, bütün Ahıskalılar geldi hoşgeldin dedi. Koyun kestik, güzel sofralar kurduk…
Komşularımızdan Ruslar’da vardı. Tabiiki onlar çok şaşırdılar, çünkü evin önünde üç büyük tır vardı. Aradan hayli zaman geçti…

Yemek yerken dışarıdan beni seslendiler, çıktım baktım ne göreyim, beş on tane asker, elleri silahlı, yanlarında da KGB bölge şefi. Konuşmak istiyorlar. Bir kenara çekildik ve konuşmaya başladık…

Sorgu başladı.
Kim bunlar?
Niye geldiler?
Tırlarda ne var?
Silah var mı?

Bir hayli zorlandım endişe edecek bir durum olmadığına. Onların misafir olduklarını, yoldan kendimin çevirdiğini, sadece yemek yiyip gideceklerini anlatmaya çalıştım…

İşte ilk Türklerle karşılaşmamız böyle oldu. Bir müddet sonra da şehirde Türk talebeleri tanıdık, onlar köyümüze sık gelmeye başladılar…’ şeklinde anlatıyor…

* * *
Karlı bir kış gecesi vagonlara doldurup götürdüler

Arkadaşım İsmail’in, Niçin Odessa’ya geldiniz? Nasıl buldunuz? Sorularına. Malinovka (Böğürtlen) Köyü’nün önde gelenlerinden Cumali Amca, Ahıska Türklerinin başlarına gelenleri tarihe not düşercesine anlattı:

“Ahıska bölgesinin Ruslara bırakıldığı 1829 tarihli Edirne anlaşması bölge halkı için sonun başlangıcı oldu. O güne kadar Osmanlı İmparatorluğu’nun Çıldır Eyalet merkezinde yaşayan Ahıskalılar Anadolu’ya göç etmeye başladı. II. Dünya Savaşı bölgenin tarihinde ikinci önemli dönüm noktasını oluşturuyor. Almanlara karşı savaşmak üzere 40 bin Ahıskalı cepheye gönderilirken, geride kalan halk da Türkiye ve Orta Asya ülkeleriyle bağlantı yolunu kesmek amacı ile 15 Kasım 1944’te bir kış gecesi yük vagonları ile Sibirya, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’a sürgün edildi. Altında Sovyetler Birliği lideri Stalin’in imzası bulunan ‘Devlet Savunma Komitesi’nin gizli kararında, “Ahıska, Ahılkelek, Adigen, Aspinza rayonları ve Acaristan Özerk Cumhuriyeti’nde yaşayan Türk, Kürt ve Hemşinlerden 40 bini Kazakistan’a, 30 bini Özbekistan’a, 16 bini Kırgızistan’a tahliye edilmesi..” ifadeleri yer alıyor ve tahliyenin de kasım ayında SSCB Halk İçişleri Komiseri tarafından uygulanması isteniyordu. Der Spiegel adlı bir derginin araştırmasına göre bölgeden sürgün edilen Ahıskalıların sayısı 180 bin. Bunların yarıdan fazlası göç yollarında hayatlarını kaybetti. Yük trenlerinde, kapalı kamyonlarda yapılan mecburi sürgün yolu çok uzun ve sıkıntılı geçti. Hamile kadınlar yolda doğum yaptı. Hasta ve yaşlılar yolda öldü, gömmemize bile izin verilmedi. Savaşa katılan 40 bin Ahıskalının da 25 bini geriye dönemedi; dönenler ise ailelerini bulmak için Orta Asya yollarına koyuldu. Çok aile dağıldı. İnsanlar çocuklarını, anneler yeni yavrularını, kardeş kardeşi kaybetti.

Kardeşimi kara gömdüm

Sürgün anlarını anlatırken her Ahıskalı gibi Cumali Amca’nın da gözleri doluyor ve şöyle bir örnekle devam ediyor:

-‘Sürgünü yaşayan Ahıskalı komşumuz Fezayir Serdaroğlu, o günleri bana şöyle anlattı:

“On üç yaşındaydım. Babam askere gitmişti. Bir sabahın seherinde Adigen’in Zediban köyünde feryat figan koptu. Silâhlı askerler kapıları bastı. Herkesi kamyona doldurdular. Annem de ağlaya ağlaya kardeşimin, bacımın elinden tutup kamyona bindi. Evden bir yorgan, bir cecim, biraz da yolda yemek için erzak alabildik. Zaten çok eşya almamıza izin vermiyorlardı. Akşama kadar kapalı kamyonda bizi götürdüler. O günün akşamı kamyondan inip yük trenine binmemiz emredildi. Bir vagona 8-10 aile doldurulmuştu. Kar yağıyordu. Vagonun deliğinden uzaklara bakıyordum… Her yer alabildiğine kardı. Çok soğuktu. Soğuktan hasta olmayan kalmamıştı. Anam bizi yorgana sardı. Başımızı çıkaramıyorduk. Kardeşim çok hastalanmıştı. Hastalanmasının üçüncü günü annemin acı sesiyle uyandım. Annem kardeşime sıkı sıkı sarılmış ağıtlar yakıyordu. Annem, kardeşimin donmuş cesedini yorgandan çıkardı. Hepimiz ağlıyorduk. Ağlaşmaları askerlerde duydu. Askerler cesedi dışarı atmak istedi. Cesede sarıldık, askerlere vermedik. Tren yola devam ediyordu. İlk durakta indim. Vagondaki kadınlar cesedi çarçabuk sırtıma vurdu. Annem kendinde değildi. Ben karlar içinde mezar yeri ararken yaşlı biri de yardım ediyordu. Yer bulma imkânı yoktu. Her yer kar kaplı ve zaman azdı. Annemi de kaybedebilirdim. Kardeşimi karlara gömdük. Adam elimden tutmuş katara götürürken, ‘Oğul, bizi bugüne koyanlar sağ kalmasın!’ diyordu. Geri döndüğümde anam, ‘Yavrumu nereye götürdün, kime verdin a oğul?’ dedi.” Anama cevabım gözyaşlarım oldu.’ diye anlatıyor.

* * *

‘Komşulardan Yazdan Emrullah, Aahıskalı şairlerden birisi. Yazdığı aşağıdaki şiirde onların sürgün günlerimize ve vatan özlemimize tercüman oluyor:’

Ahıska Türkleri Çileleri

Bin dokuzyüz kırk dört senede                
Yurdumuz kalmıştı çok zor fenada                 
İkinci cihan harbi geden sırada         
Göçe emir verildi tam bu arada        

Askerler geldi çabuk çabuk dediler                
Malımızı haçperestler yediler                
Uluşdılar köpekler kediler
Memleketimiz bir şivana yetişti        

Dört aile bir kamyona yüklendi        
Vala demir yolunda biraz beklendi        
Hayvan vagonları birbirine eklendi
Sonra vagonların kapıları kapandı

Görün bu melunlar neler yaptılar
Rast gelen türkü konyon ile çıptılar
Erkekleri bağladılar döydiler        
Kıza gelina çok zorluklar ettilar

Tiran geldi yola koyuldu            
Ana baba gözları yaşila doldi            
Dediler kaderimiz boylami oldu
Tiran geldi ural dağlarına yetişti        

Ural dağlarında sovuk zorladı            
Döşeği olan, çocukların korladı        
Ölenleri askerler yera tulladı
Tiran geldi Özbekistana yetişti

Onda yirmi derece sovuk varıdı
Tüm etraf beyaz kar idi
Göçmenler bir gece sovukta kaldı
Sabahdan özbekler evina aldı

45 sene kardeş gibi yaşadık
kendi emeğimiz aşın-uşadık
Evler kurduk bağı-bağça meşalık
Zaman geldi 1989 a yetişdi

Türklerin evini benzın ile yakdılar
Neca insanımızı şehid ettiler
Türklerde çareyi kaçmakla buldular
Bir kısmı geldi Turkiyaya etişdi    

Bizi aldı ana yurda Türk vatanımız
Güçlüdür cumhuriyat asla yenilmaz
Dilimiz aynıdır-aynı dinimiz
Bayrağına kurban olsun canımız

Ahıska Türkiyem Zarzma köyliyem
Adım Yazdan Emrullah şirin dilliyim
67 yaşlıyım üç kez sürüldüm
Allahım bir daha surgun gösterme

* * *

Öğle sonları Karadenizin kuzey kıyısında dalgalar biraz daha sert vurur kıyılara… Hava sıcaktır, kendini hissettiren temmuz ayı şu an. Fakat rüzgâr her nedense öğle sonları hep dalgalar getirir. Cumali Amca’yı taşıyan Glorya Gemisi kıyıya çarpan dalgalara inat denizin üzerinde süzülmeye başlamıştır… Heyecanı dorukta belki de titriyor. Elleri havada bizi selamlıyor, yüzü bize dönük, ama biliyorum onun aklı hayalindeki efsaneler şehri İstanbul’da… Ve büyük özlem dolu vakur edasıyla hep güvertede, ayakta durur haliyle ufukta kayıp olup gitti…

 

Arif Asalıoğlu

 

Reklam
Reklam

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close